Çağlayan: Allah kimseyi açlıkla terbiye etmesin

Sanayi Bakanı Zafer Çağlayan, Türk tarımının ancak modern tarım teknikleri ve teknoloji kullanımıyla dünya ölçeğinde rekabet edebileceğini, bu konuda Türk çiftçisinin çaba gösterdiğini söyledi. Sanayi Bakanı Zafer Çağlayan, Türk tarımının ancak modern tarım teknikleri ve teknoloji kullanımıyla dünya ölçeğinde rekabet edebileceğini, bu konuda Türk çiftçisinin çaba gösterdiğini söyledi. Çağlayan, yaşanan gıda krizini değerlendirirken de `Allah kimseyi açlıkla terbiye etmesin“ diye konuştu. 2008-08-24 Takvim

Damlama sulamada yüzde 60 tasarruf

Damlama sulama yöntemiyle su kaynaklarının daha tasarruflu kullanıldığı ve çiftçilerin kuraklıktan etkilenme oranının azaldığı açıklandı. Afyonkarahisar Tarım Müdürlüğü, merkeze bağlı Fethibey beldesinde çiftçilere biber, kavun, karpuz ve domateste damlama sulamanın kullanılma tekniklerini göstermek üzere tarla günü düzenledi.

Damlama sulama yöntemiyle su kaynaklarının daha tasarruflu kullanıldığı ve çiftçilerin kuraklıktan etkilenme oranının azaldığı açıklandı. Afyonkarahisar Tarım Müdürlüğü, merkeze bağlı Fethibey beldesinde çiftçilere biber, kavun, karpuz ve domateste damlama sulamanın kullanılma tekniklerini göstermek üzere tarla günü düzenledi.
Tarım İl Müdürü Hüseyin Ceylan, bu yöntemle su kaynaklarının daha tasarruflu kullanıldığını ve çiftçilerin kuraklıktan etkilenme oranının azaldığını söyledi. Tarla gününde konuşan Tarım İl Müdürü Ceylan, damla sulamada, klasik sulamaya göre yüzde 60 tasarruf sağlandığını bildirdi. Damla sulama sayesinde ürünlerin bazı kök ve mantari hastalıklardan korunduğunu belirten Ceylan, üründe verim ve kalitenin de doğal olarak arttığını açıkladı. İşçilik, gübre ve enerjiden tasarruf sağlaması gibi bir çok faydası nedeniyle damla sulamanın çiftçiler tarafından kabul gördüğünün altını çizen Ceylan, bu yöntemin daha da yaygınlaşması için her türlü eğitim ve yayım faaliyetlerini yaptıklarını ifade etti.

2008-08-24 Yeni Mesaj

Kuzey Kore`den `acıkma hissini geciktiren makarna`

Gıda sıkıntısı çekilen Kuzey Kore, `acıkma hissini geciktiren` bir makarna türü geliştirdi. Gıda sıkıntısı çekilen Kuzey Kore`de, `acıkma hissini geciktiren` bir makarna türü geliştirildiği belirtildi. Japonya`da yayınlanan, Pyonyang yönetimine yakın olduğu belirtilen `Choson Shinbo` adlı bir gazetede yer alan haberde, Uzakdoğu makarnası olan `noodle`ın geliştirilen yeni türünde normalden 2 kat fazla protein ve 5 kat fazla yağ içerdiği savunuldu.

Haberde, `buğday ya da mısırdan yapılmış sıradan `noddle` tüketildiğinde bir süre sonra midenin boş gibi hissedildiği, ancak soya fasulyesinden üretilen yeni türün bu acıkma hissini ertelediği` ifadesi yer aldı.

Kendine yetecek besini üretemediği için dış yardıma bağımlı olan Kuzey Kore`de, 1990`lardan bu yana 1 milyon civarında kişinin gıdasızlıktan öldüğü tahmin ediliyor.

Kaynak : Anadolu Ajansı  2008-08-24 DunyaBulteni.Net     

Yumurtadan iri Kayısılar Avrupa`ya

Beyaz kiraz ve elma üretimiyle ünlü Konya`nın Ereğli ilçesi, Roxsona çeşidi kayısısıyla da iddialı.Ereğli Tarım İlçe Müdürü Özkan Özgüven, beyaz kiraz ve bodur elmacılık açısından önemli gelişmeler kaydeden Ereğli`ye müdürlük olarak yeni bir ürün kazandırdıklarını söyledi. Yaklaşık 5 yıl öncesinde başlatılan çalışmalar kapsamında, Çukurova Üniversitesi`nden bazı öğretim üyelerinin de desteğiyle Roxsona adlı kayısı çeşidini Ereğli`ye getirdiklerini belirten Özgüven, albenisi yüksek bu çeşidin çiftçilerden ilgi gördüğünü bildirdi.

Bu çeşidin üretildiği alanın 500 dekara çıktığını vurgulayan Özgüven, şunları kaydetti:

“Yumurtanın yaklaşık 2 katı büyüklüğündeki, elma gibi kayısılar iriliği ve sertliği ile ihracata çok dayanıklı. Bu yüzden genelde ihracata gidiyor. Bu yıl 500 dekar alanda 400 ton üretim oldu. Bu üretimin önemli bölümü Avrupa ülkelerine ihraç edildi. 500 dekardaki bütün ağaçlar meyve vermiyor. Gelecekte yeni dikilen fidanların meyve vermesi ve yeni bahçelerle birlikte kayısı da ciddi anlamda söz sahibi olacağız.“

100-120 gram ağırlığındaki kayısıların yurt dışında beğenildiği bilgisini aldıklarını vurgulayan Özgüven, “Çiftçi bu kayısıdan iyi para kazanıyor. Birçok çiftçi yeni bahçe kurmak için bizden yardım istiyor. Yeni kurulacak ve kurulmuş bahçeler için çiftçilere budama ve bahçe bakımı eğitimi veriyoruz“ dedi. 2008-08-18 www.ekoyol.com

 

Mısır Sorunları Anlatıldı

 Türkiye Ziraat Odaları Birliği (Tzob) Genel Başkanı Şemsi Bayraktar, Mısır Üreticisinin Gelecek Yıllarda Bu Üründen Kaçmasını Engellemek İçin Toprak Mahsülleri Ofisi`nin Alım Fiyatı Açıklaması ve Bu Fiyatın En Az 50 Kuruş Olması Gerektiğini Söyledi.Bayraktar, Adana`nın Seyhan ilçesi Çaputçu köyünde hasadı yapılan bir mısır tarlasında basın toplantısı düzenleyerek mısırda yaşanan sorunları anlattı. Yem sanayi başta olmak üzere yağ sanayisinde, nişastaya dayalı şeker sanayisinde ve biyoyakıt üretiminde

 kullanılan mısırın üretiminde dünyada yüzde 2 azalma olmasına rağmen tüketimde yüzde 3 artış olduğunu belirten Bayraktar, dünya üretiminin talebi karşılamadığını vurguladı. ABD başta olmak üzere Arjantin ve Brezilya`da mısırın biyoyakıt olarak kullanımında artışın her yıl arttığını kaydeden Bayraktar, dünya piyasalarında ucuza mısır bulma devrinin sona erdiğini ifade etti. Türkiye`de 2004 yılında mısıra verilen prim sebebiyle 2005 yılında mısır üretiminin 4.3 milyon tona çıktığını söyleyen Bayraktar, `Ancak mısır üretiminin artması sonucu o yıl TMO mısıra iyi bir fiyat vermemiştir. 26 kuruş verilen fiyat serbest piyasada 14 kuruşa kadar düşmüştür. 2005 yılında üretici mısır ektiğine pişman olmuştur. 2006`da buna bağlı olarak üretim 3.5 milyon tona kadar gerilemiştir. Geçen yıl hatalı politikalar sonucunda 1.1 milyon ton mısır ithali yapılmıştır.` dedi.
Bu yıl 4.3 milyon ton üretim beklendiğini ve bunun TMO tarafından açıklanan rekolte beklentisi olduğunu dile getiren Bayraktar, mısırda olumlu beklenti olmaması, TMO`nun alım fiyatı açıklamamasının ikinci ürün mısır ekiminden kaçışı beraberinde getirdiğini ve bu yıl 500 bin ton daha az bir üretimin bu kaçış sebebiyle gerçekleşeceğini anlattı. TMO ve hükümetten üreticiyi mısır ektiğine pişman etmemesini isteyen Bayraktar, `Biz üretimle bu ülkeyi mısır ithalatçısı olmaktan kurtardık. Türkiye 2005 yılında yaptığı hatayı yapmamalıdır. Bu sene mısırın ofis tarafından alım fiyatı derhal açıklanmalı ve bu en az 50 kuruş olmalıdır. Artan maliyetle üretim yapan üretici gübrede yüzde 180, mazotta yüzde 40 artışla karşı karşıya kalmıştır.` diye konuştu.
Üreticinin çiftçiliği bir kumar olarak görmekten bıktığını, ektiğini satıp para kazanacak mıyım kazanamayacak mıyım endişesi ile uykusunun kaçtığını belirten Bayraktar, `Üreticiyi mısırdan kaçınırsanız Türkiye yeniden bir mısır ithalatı ile karşı karşıya kalır. Buna sebep olanlar da bu ülkeyi yönetenler olur.` dedi.
Tüccara da seslenen Bayraktar, işe emeğini veren, sermayesini koyanın çiftçi olmasına rağmen malı alıp satan tüccarın çiftçinin sırtından para kazandığını belirtti. Bayraktar, şöyle konuştu: `Sırtımızdan para kazanan tüccar bizi ayağımızdan vurmasın. Bizi ayağımızdan vuramazlar kendi kendilerini ayaklarından vururlar. Zira üretici mısırdan kaçıp ekim yapmazsa hangi ürünü nerede bulup ticaretini yapacaklar. Türkiye ithalatçı olursa bundan tüccar payına düşeni alabilir mi?`
Dünyada gıda fiyatlarının sürekli artacağını ve Türkiye`nin tüm tarım politikasını sürdürülebilir hale getirmesi gerektiğini vurgulayan Bayraktar, üreticilerden biraz daha sabrederek piyasaya ürün arzını yavaşlatmasını, bunun fiyatları yukarıda tutma adına faydalı olacağını da sözlerine ekledi.
Bayraktar`ın basın toplantasına Seyhan Ziraat Odası Başkanı Süleyman Girmen, Yüreğir Ziraat Odası Başkanı Durmuş Halis ile bölge çiftçileri katıldı.

2008-08-17 www.adanamedya.com

Beyaz Altın Yerini Ayçiçeğine Bıraktı

Artan maliyetler nedeniyle pamuktan uzaklaşan Çukurova çiftçisinin ayçiçeğine yöneldiği, bölgede ayçiçeği ekim alanının 10 bin hektara ulaştığı bildirildi.Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği(TOBB) Yönetim Kurulu Üyesi, Adana Ticaret Borsası Başkanı Fethi Coşkuntuncel, yaptığı açıklamada, artan maliyetler nedeniyle pamuktan uzaklaşan Çukurovalı üreticinin ayçiçeğine yöneldiğini, başta Trakya bölgesi ve İç Anadolu`da üretilen ayçiçeğinin, artık `Beyaz altın`ın anavatanı Çukurova`da da yoğun bir şekilde ekildiğini söyledi.

Çukurova`nın sembolü pamuğun bölgedeki ekim sahasının her geçen yıl daraldığını belirten Coşkuntuncel, `Üretici içinde bulunduğumuz dönemde geliri az, ama maliyeti daha düşük olan ürünler üretiyor. Bugün pamuğun anavatanı Çukurova`da yüksek maliyetli olan pamuk ekimi yarı yarıya düştü. Kısacası çiftçi ayakta kalabilmek için alternatif ürünler üretmeyi deniyor` dedi.

Çukurova tarımında ürün deseninin değiştiğini anlatan Coşkuntuncel, `Çukurova bundan 5 yıl önce ayçiçeğini bilmezdi. Şu an 10 bin hektar alana ayçiçeği eken bölge durumuna geldik. Ayçiçeği önceleri sadece İç Anadolu ve Trakya bölgesinde üretiliyordu.Şimdi Çukurova`da üretilen ayçiçeğinin verimi Trakya`da üretilenden daha iyi düzeyde. Çünkü, Türkiye`nin sadece ham yağ ithalatı 1.4 milyar dolar. Cari açığımız 75 milyar doları buluyor. Bunun 13 milyar doları sadece tarım ürünlerinden geliyor, bu ürünleri yetiştirme şansı ve kabiliyeti olan bir bölgede olmamıza karşın. Dolayısıyla yağlı tohum bitkisi olan ayçiçeğindeki ekim artışını olumlu görüyoruz. Türkiye`nin ayçiçeğine ihtiyacı var` diye konuştu.

Çukurovalı üreticinin yöneldiği bir diğer ürünün de mısır olduğunu vurgulayan Coşkuntuncel, şunları kaydetti:

`Mısır maliyeti düşük olan bir ürün. Pamuk gibi değil. Türkiye`nin mısır ihtiyacı da 3.5-4 milyon ton arasında. Şu an 5.5 milyon tonluk bir üretimden bahsediliyor. Türkiye`ye yetecek miktarda mısır varken bir de mısır ithalatı yapılıyor. Bunun hangi zihniyetle yapıldığını anlamakta güçlük çekiyoruz. Öbür taraftan mısırın dışında Çukurova`da soyaya tekrar bir dönüş var. Ama çok yoğun değil. Şu an ayçiçeği iyi oynuyor.

Zeytin yetiştiriciliği iyi gidiyor. Çukurova`da belirli bölgelerin çoğunda yetiştiriliyor. Bodur meyvecilik iyi gidiyor. Bu türler katma değeri yüksek ürünler. Bir buğday, arpa gibi değil. Tüm bunları olumlu karşılıyoruz. Ama pamuktan kaçışı olumlu göremiyoruz. Pamuk, özel bir ürün. Katma değeri yüksek. `İç Anadolu buğday, Güneydoğu ve Çukurova pamuk yetiştirsin` diyoruz. Çünkü pamuğu belirli bölgelerde yetiştirme şansınız var.`

Çukurovalı üreticinin ayçiçeğine yönelmekle Türkiye`ye bir mesaj da verdiğini vurgulayan Coşkuntuncel, `Çukurova`nın değişen ürün deseni ile birlikte yeni mesajlar da veriyoruz. Diyoruz ki; `Elimizde, tüm dünyanın küresel ısınma ve kuraklık tehdidi altında bulunduğu dönemde Türkiye`de kuraklıktan (Güneydoğu ve İç Anadolu kadar) etkilenmeyen bir bölge var. Bu bölge, Çukurova. Türkiye`nin tüm tarım ürünü ihtiyacını karşılayacak bir bölge.

Dolayısıyla kuraklıktan ciddi manada etkilenmeyen Çukurova`yı analiz etmek gerekiyor. Türkiye tarımına yön veren siyasi iradelerin bunu göz önünde bulundurması lazım. Çukurova`nın pilot bölge olarak gösterilmesi gerekiyor. Çünkü Çukurova tarımı diğer bölgelerdeki tarımın 10-15 sene ilerisinde.

Gerek verimli toprakları açısından gerek ileri teknoloji ve tohum kullanımından gerekse de verim açısından. Bu da Türkiye için bir şans. Bölgeyi destekleme ve planlama zamanı.

Sadece Çukurova değil, tüm Türkiye`de nerede ne üretilmeli, planlanmalı. Eğer bu planlamayı yapmazsak büyük sıkıntılar doğar. Çukurova gibi verimli topraklarda sera karpuzu üretmeyi doğru bulmuyoruz. Kuraklık olmasa Çukurova`da buğday üretilmesi bile doğru değil` şeklinde konuştu.

2008-08-17 www.adanamedya.com

Dedeoğlu; “İkinci bir Ergene yaratabilir misiniz?”

 TEMA Vakfı’nın Lüleburgaz Ilçe Temsilcisi Hakan Dedeoğlu, “Trakya’da ki 1. sınıf tarım toprakları amaç dışı kullanılmamalı ve kaderine terk edilmemelidir.” dedi.Hakan Dedeoğlu, TEMA Vakfı Bürosunda, yaptığı açıklamada, “Ergene Havzasını temizlemek demek, “Atık Kanalı” Projesini hayata geçirmek demek olduğunu belirtti.

Dedeoğlu, bir zamanlar Trakya’da verimli toprakların can damarı olan ergene nehrinin, artık kirliliğinin hat safhaya ulaştığını belirterek, şunları kaydetti; “Bir çevreci olarak çok üzülüyorum, Ergeneden sanki zehir akıyor. Yataktan akan su özellikle yaz aylarında nehir suyu değil, yeraltından çekilen sulardır. Kirletildikten sonra havzaya bırakılmaktadır.

Bu konuda ki keyfiyete kesinlikle son verilmelidir. Dünyamızda ki Küresel ısınma sorunu sonucunda, su konusunda ülkemizde de önemli sorunlar yaşanacaktır. Önümüzdeki yıllarda içilebilir temiz su konusu çok önemli bir sorun olarak karşımıza çıkacağına göre, bizler bu konuda şimdiden doğru projeler üretmek zorundayız. Bölgemizdeki gelişmelere baktığımızda tarım dışı sanayileşmenin önü kesilmeli, bölge sularımız daha fazla israf edilmemelidir. Içme suyu özelliğindeki suyumuzun kıymeti bilinmeli bu konuda planlı hareket edilerek, özellikle sanayinin hoyratça kullanmasına son verilmelidir.

Trakya da sulu tarım konusu desteklenerek tarım topraklarımızın hakkı verilmelidir. (Damlama sistemine uygun olarak) Saray, Çerkezköy, Çorlu, Muratlı, Lüleburgaz arasında kalan havzada yeraltından çekilerek her gün ortalama 5 milyon/m3 su kullanılmaktadır. Bu konuda da yetkililerin alacağı kararlar sonucunda özellikle sanayide kullanılan suların 5 defa arıtılması halinde, günlük su tüketimi 1/5 oranına düşecektir. (5mil.yerine 1milyon metreküp) Yine, yetkililerin ifadesine göre bölgede 10 yıllık içme suyumuz kaldı demişlerdi, eğer arıtma konusu önerdiğim şekilde yapılırsa kullanım süremiz 50 yıl olur. Gelişmiş ülkelerde 17 kez arıttıkları suyu bahçe sulaması için kullandıklarını biliyoruz. Bu noktada şunu mutlaka söylemek zorundayım.

Bizler, yani Trakya’da oturanlar bugüne kadar topraklarımıza gereken önemi veremedik koruyamadık. Bu konuda özellikle siyasiler, aydınlarımız, muhtarlar ve tarım temelli yurttaşlarımız hepimiz suçluyuz. Su konusunda;  yöneten ve yönetilenler şunu çok iyi bilmeliyiz. Su bittiğinde hayat biter, hiçbir şeyin önemi kalmaz. Yat, kat ve diğer değerli sanılan varlıkların hiçbir önemi olamaz. Bu nedenle şimdiden tedbir almalı, geç kalmadan gereği yapılmalıdır.

Trakya rant’a ve göç’e kurban edilmemelidir. Sürekli oyuna geldik, getirildik. Trakya da en kısa sürede “sulu tarıma” geçilmeli ve “hayvancılık” desteklenerek geliştirilmelidir. Söylediklerim bilinmeyen şeyler değildir, ancak biran önce başlanarak gerçekleştirilmesi gereken konulardır. Devlet tavrını doğrudan yana, topraktan yana, halktan yana koymalıdır. Aksi takdir de geri dönülemez noktalara gidiyoruz. Bugüne kadar hükümetler her istediklerini kişisel menfaatleri yönünde yapmış ya da yapılmasına göz yummuştur. Buna son verilmesi gerekir. Anız yangınları, önemli bir sorun.

Otların ve anızların yakılması; Ekolojik dengenin bozulmasına, bitki ve hayvan türlerinin tehlikeye düşürülmesine, doğal zenginliklerin tahribine ve özellikle verimli tarım topraklarının kaybına, ayrıca hava kirliliğine neden oluyor. Anız yakılmaması konusunda yasaklar var, etkisi mutlaka vardır. Ama toprak ana dediğimiz varlığın milyonlarca mikroorganizmadan oluşan canlı varlık olduğunu bilimsel olarak öğretmeliyiz. Aksi takdirde insanoğlundan tanımadığı bilmediği şeye sahip çıkması onu savunması ve koruması beklenmemelidir. Trakya da sivil toplum örgütleri, yıllardır bölge sorunlarıyla ilgili birçok eylem ve faaliyetler yapmakta en azından yurttaşlık görevlerini yerine getirmeye çalışmaktadırlar. Aynı şeyi, yöneten taraf için söyleyebilmek mümkün değildir.

Yönetimden sorumlu hükümetlerin bu konuda yeterli projeler üretemediğini gözlemliyoruz. Çözüm konusunda mutlaka samimi olunmalıdır. Özellikle; Illerde ki çevre, sağlık ve benzeri yetkilerde ki müdürlüklerin doğal varlıklarımız konusunda dürüst ve hukuka uygun davranmaları kesinlikle denetlenmelidir.” Kaynak : http://www.gazetetrakya.com/haberler-oku.php?id=369131

Potasyumlu Gübre, Kivi Verimini Arttırıyor

Ordu Üniversitesi (ODÜ) Toprak Bölümü Öğretim Üyesi Doç. Dr. Ceyhan Tarakçıoğlu, azotlu ve potasyumlu gübrelerin kivi bitkisinin verimini artırdığını söyledi. Ordu’da üretici bahçelerinde artan düzeylerde uygulanan azotlu ve potasyumlu gübrelerin kivide verim ile yaprakların potasyum içeriklerinin mevsimsel değişimini incelenmeye yönelik çalışma sonuçları belli oldu.

Ordu yöresinde yapılan ve 2 yıl süren çalışmada, artan düzeylerde uygulanan azotlu ve potasyumlu gübrelemenin kivi bitkisinin verimini artırdığı tespit edildi. Yaprakların potasyum içeriklerinde yıldan yıla farklılık gösterdiğinin gözlendiği çalışmada, özellikle potasyumlu gübre dozlarının yetersiz olabileceği ve gübre dozlarının artırılarak verime etkisinin belirlenmesine yönelik çalışmaların yapılması gerektiğini ortaya çıktı.
Yapılan araştırmalarda meyve kalitesini etkileyen en önemli faktörün potasyum ihtiyacı ile ilişkili olduğu belirten Doç. Dr. Ceyhan Tarakçıoğlu, potasyumlu gübreleme ile meyve iriliğinin bir miktar artırılabildiği kaydetti. Denemenin 2. yılında artan potasyumlu gübre uygulamasına bağlı olarak yaprakların potasyum içerikleri arasında belirgin bir fark gözlendiğini ifade eden Doç. Dr. Tarakçıoğlu, “İlk yıldan farklı olarak üçüncü örnekleme zamanından sonra yaprakların potasyum içeriklerinde azalma tespit
edilmiştir” diye konuştu.
Kivi bitkisinde hem meyveli hem de meyvesiz dallar üzerinde araştırmalar yaptıklarını anlatan Doç. Dr. Ceyhan Tarakçı, çalışmalar hakkında şu bilgileri verdi:
“İlk yıl kivi bitkisi yapraklarının mevsimsel potasyum içerikleri incelendiğinde uygulamalara bağlı olarak belirgin bir değişim gözlenmiştir. Genelde meyve tutum döneminden sonra bir azalma gözlenmiş ve son örnekleme zamanında en düşük seviyelerde seyretmiştir. Her bir uygulama sonucunda yaprakların potasyum içerikleri, yeterlilik sınır değerinin altında tespit edilmiştir. Kivide meyveli ve meyvesiz dallar üzerindeki yaprakların, meyve tutum sonrasında potasyum içeriklerinin azalma eğiliminde olduğunu ve
bu azalmanın meyveli yapraklarda daha belirginleştiğini görülmüştür. Kivi bitkisinde meyvesiz dallar üzerindeki yaprakların potasyum içeriklerinin daha yüksek olduğunu tespit edilmiştir.”

Sudana Hibe Tohumluk Buğday

TİGEM Dalaman Tarım İşletmesi yetkililerinden alınan bilgiye göre, Sudan Cumhuriyetine hibe edilen 5 bin ton tohumluk buğdayın 900 tonu, TİGEM’in Dalaman’daki tesislerinden kamyonlara yüklendi.
‘’Ziyabey-98” cinsi 900 ton tohumluk buğdayın, kamyonlarla Mersin Limanı’na oradan da gemiyle Sudan’a gönderileceği bildirildi.


Dalaman Tarım İşletmeleri Müdürlüğü yetkilileri, Sudan Cumhuriyeti’ne gönderilen tohumluk buğdayın, selektörlenerek fravite tablosundan geçirildiğini ve ilaçlandığını belirttiler. Yetkililer, sertifikasyon işlemleri yaptırılan buğdayın, birinci kalite verimli, çimlenme gücü ve safiyetinin yüzde 98 oranında yüksek olduğunun sertifika raporu ile belgelendiğini kaydettiler.
Tarım ve Köyişleri Bakanlığı ile Sudan Cumhuriyeti Tarım ve Ormancılık Bakanlığı arasında imzalanan protokol çerçevesinde Bakanlar Kurulu 2006′da, Tarım İşletmeleri Genel Müdürlüğü’nü, Sudan’a 5 bin ton tohumluk buğday hibe etmekle görevlendirmişti. Söz konusu tohumlukların 2 bin 200 tonluk kısmının Dalaman Tarım İşletmesinden, 2 bin 800 tonluk kısmının ise Hatay Tarım İşletmesinden karşılanması öngörülmüştü. Bu çerçevede ilk etapta Hatay Tarım İşletmesinden 1.800 ton Basribey-95 ve Dalaman Tarım İşletmesinden de 1.300 ton Ziyabey-98 buğday tohumu Eylül 2007′de Mersin Limanından Sudan’a gönderilmişti.

Kırmızı biber kolesterolü düşürüyor

Gaziantep Üniversitesi Tıp Fakültesi Biyokimya Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Necat Yılmaz, kırmızı biberin insan sağlığı üzerine etkilerini inceleyen çalışma yaptıklarını belirtti. Çalışma sonuçlarına göre; kırmızı biberin içerisinde bol miktarda bulunan ‘Kapsaisin’ maddesinin insan sağlığı üzerinde olumlu etkiye sahip olduğunu belirlediklerini ifade eden Yılmaz,

“Ağrı kesici ve iltihap çözücü etkisini P- maddesi, kanser önleyici etkisini ise içindeki kırmızı karotenoid maddesi sağlıyor. Ayrıca kırmızı biber kolesterol düşürücü, mide asidini düzenleyici ve mikrop öldürücü etkilere sahip. Kırmızı biber zayıflatıcı etki de gösteriyor” dedi. Kaynak : sabah