Beyaz Altın Yerini Ayçiçeğine Bıraktı

Artan maliyetler nedeniyle pamuktan uzaklaşan Çukurova çiftçisinin ayçiçeğine yöneldiği, bölgede ayçiçeği ekim alanının 10 bin hektara ulaştığı bildirildi.Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği(TOBB) Yönetim Kurulu Üyesi, Adana Ticaret Borsası Başkanı Fethi Coşkuntuncel, yaptığı açıklamada, artan maliyetler nedeniyle pamuktan uzaklaşan Çukurovalı üreticinin ayçiçeğine yöneldiğini, başta Trakya bölgesi ve İç Anadolu`da üretilen ayçiçeğinin, artık `Beyaz altın`ın anavatanı Çukurova`da da yoğun bir şekilde ekildiğini söyledi.

Çukurova`nın sembolü pamuğun bölgedeki ekim sahasının her geçen yıl daraldığını belirten Coşkuntuncel, `Üretici içinde bulunduğumuz dönemde geliri az, ama maliyeti daha düşük olan ürünler üretiyor. Bugün pamuğun anavatanı Çukurova`da yüksek maliyetli olan pamuk ekimi yarı yarıya düştü. Kısacası çiftçi ayakta kalabilmek için alternatif ürünler üretmeyi deniyor` dedi.

Çukurova tarımında ürün deseninin değiştiğini anlatan Coşkuntuncel, `Çukurova bundan 5 yıl önce ayçiçeğini bilmezdi. Şu an 10 bin hektar alana ayçiçeği eken bölge durumuna geldik. Ayçiçeği önceleri sadece İç Anadolu ve Trakya bölgesinde üretiliyordu.Şimdi Çukurova`da üretilen ayçiçeğinin verimi Trakya`da üretilenden daha iyi düzeyde. Çünkü, Türkiye`nin sadece ham yağ ithalatı 1.4 milyar dolar. Cari açığımız 75 milyar doları buluyor. Bunun 13 milyar doları sadece tarım ürünlerinden geliyor, bu ürünleri yetiştirme şansı ve kabiliyeti olan bir bölgede olmamıza karşın. Dolayısıyla yağlı tohum bitkisi olan ayçiçeğindeki ekim artışını olumlu görüyoruz. Türkiye`nin ayçiçeğine ihtiyacı var` diye konuştu.

Çukurovalı üreticinin yöneldiği bir diğer ürünün de mısır olduğunu vurgulayan Coşkuntuncel, şunları kaydetti:

`Mısır maliyeti düşük olan bir ürün. Pamuk gibi değil. Türkiye`nin mısır ihtiyacı da 3.5-4 milyon ton arasında. Şu an 5.5 milyon tonluk bir üretimden bahsediliyor. Türkiye`ye yetecek miktarda mısır varken bir de mısır ithalatı yapılıyor. Bunun hangi zihniyetle yapıldığını anlamakta güçlük çekiyoruz. Öbür taraftan mısırın dışında Çukurova`da soyaya tekrar bir dönüş var. Ama çok yoğun değil. Şu an ayçiçeği iyi oynuyor.

Zeytin yetiştiriciliği iyi gidiyor. Çukurova`da belirli bölgelerin çoğunda yetiştiriliyor. Bodur meyvecilik iyi gidiyor. Bu türler katma değeri yüksek ürünler. Bir buğday, arpa gibi değil. Tüm bunları olumlu karşılıyoruz. Ama pamuktan kaçışı olumlu göremiyoruz. Pamuk, özel bir ürün. Katma değeri yüksek. `İç Anadolu buğday, Güneydoğu ve Çukurova pamuk yetiştirsin` diyoruz. Çünkü pamuğu belirli bölgelerde yetiştirme şansınız var.`

Çukurovalı üreticinin ayçiçeğine yönelmekle Türkiye`ye bir mesaj da verdiğini vurgulayan Coşkuntuncel, `Çukurova`nın değişen ürün deseni ile birlikte yeni mesajlar da veriyoruz. Diyoruz ki; `Elimizde, tüm dünyanın küresel ısınma ve kuraklık tehdidi altında bulunduğu dönemde Türkiye`de kuraklıktan (Güneydoğu ve İç Anadolu kadar) etkilenmeyen bir bölge var. Bu bölge, Çukurova. Türkiye`nin tüm tarım ürünü ihtiyacını karşılayacak bir bölge.

Dolayısıyla kuraklıktan ciddi manada etkilenmeyen Çukurova`yı analiz etmek gerekiyor. Türkiye tarımına yön veren siyasi iradelerin bunu göz önünde bulundurması lazım. Çukurova`nın pilot bölge olarak gösterilmesi gerekiyor. Çünkü Çukurova tarımı diğer bölgelerdeki tarımın 10-15 sene ilerisinde.

Gerek verimli toprakları açısından gerek ileri teknoloji ve tohum kullanımından gerekse de verim açısından. Bu da Türkiye için bir şans. Bölgeyi destekleme ve planlama zamanı.

Sadece Çukurova değil, tüm Türkiye`de nerede ne üretilmeli, planlanmalı. Eğer bu planlamayı yapmazsak büyük sıkıntılar doğar. Çukurova gibi verimli topraklarda sera karpuzu üretmeyi doğru bulmuyoruz. Kuraklık olmasa Çukurova`da buğday üretilmesi bile doğru değil` şeklinde konuştu.

2008-08-17 www.adanamedya.com

Dedeoğlu; “İkinci bir Ergene yaratabilir misiniz?”

 TEMA Vakfı’nın Lüleburgaz Ilçe Temsilcisi Hakan Dedeoğlu, “Trakya’da ki 1. sınıf tarım toprakları amaç dışı kullanılmamalı ve kaderine terk edilmemelidir.” dedi.Hakan Dedeoğlu, TEMA Vakfı Bürosunda, yaptığı açıklamada, “Ergene Havzasını temizlemek demek, “Atık Kanalı” Projesini hayata geçirmek demek olduğunu belirtti.

Dedeoğlu, bir zamanlar Trakya’da verimli toprakların can damarı olan ergene nehrinin, artık kirliliğinin hat safhaya ulaştığını belirterek, şunları kaydetti; “Bir çevreci olarak çok üzülüyorum, Ergeneden sanki zehir akıyor. Yataktan akan su özellikle yaz aylarında nehir suyu değil, yeraltından çekilen sulardır. Kirletildikten sonra havzaya bırakılmaktadır.

Bu konuda ki keyfiyete kesinlikle son verilmelidir. Dünyamızda ki Küresel ısınma sorunu sonucunda, su konusunda ülkemizde de önemli sorunlar yaşanacaktır. Önümüzdeki yıllarda içilebilir temiz su konusu çok önemli bir sorun olarak karşımıza çıkacağına göre, bizler bu konuda şimdiden doğru projeler üretmek zorundayız. Bölgemizdeki gelişmelere baktığımızda tarım dışı sanayileşmenin önü kesilmeli, bölge sularımız daha fazla israf edilmemelidir. Içme suyu özelliğindeki suyumuzun kıymeti bilinmeli bu konuda planlı hareket edilerek, özellikle sanayinin hoyratça kullanmasına son verilmelidir.

Trakya da sulu tarım konusu desteklenerek tarım topraklarımızın hakkı verilmelidir. (Damlama sistemine uygun olarak) Saray, Çerkezköy, Çorlu, Muratlı, Lüleburgaz arasında kalan havzada yeraltından çekilerek her gün ortalama 5 milyon/m3 su kullanılmaktadır. Bu konuda da yetkililerin alacağı kararlar sonucunda özellikle sanayide kullanılan suların 5 defa arıtılması halinde, günlük su tüketimi 1/5 oranına düşecektir. (5mil.yerine 1milyon metreküp) Yine, yetkililerin ifadesine göre bölgede 10 yıllık içme suyumuz kaldı demişlerdi, eğer arıtma konusu önerdiğim şekilde yapılırsa kullanım süremiz 50 yıl olur. Gelişmiş ülkelerde 17 kez arıttıkları suyu bahçe sulaması için kullandıklarını biliyoruz. Bu noktada şunu mutlaka söylemek zorundayım.

Bizler, yani Trakya’da oturanlar bugüne kadar topraklarımıza gereken önemi veremedik koruyamadık. Bu konuda özellikle siyasiler, aydınlarımız, muhtarlar ve tarım temelli yurttaşlarımız hepimiz suçluyuz. Su konusunda;  yöneten ve yönetilenler şunu çok iyi bilmeliyiz. Su bittiğinde hayat biter, hiçbir şeyin önemi kalmaz. Yat, kat ve diğer değerli sanılan varlıkların hiçbir önemi olamaz. Bu nedenle şimdiden tedbir almalı, geç kalmadan gereği yapılmalıdır.

Trakya rant’a ve göç’e kurban edilmemelidir. Sürekli oyuna geldik, getirildik. Trakya da en kısa sürede “sulu tarıma” geçilmeli ve “hayvancılık” desteklenerek geliştirilmelidir. Söylediklerim bilinmeyen şeyler değildir, ancak biran önce başlanarak gerçekleştirilmesi gereken konulardır. Devlet tavrını doğrudan yana, topraktan yana, halktan yana koymalıdır. Aksi takdir de geri dönülemez noktalara gidiyoruz. Bugüne kadar hükümetler her istediklerini kişisel menfaatleri yönünde yapmış ya da yapılmasına göz yummuştur. Buna son verilmesi gerekir. Anız yangınları, önemli bir sorun.

Otların ve anızların yakılması; Ekolojik dengenin bozulmasına, bitki ve hayvan türlerinin tehlikeye düşürülmesine, doğal zenginliklerin tahribine ve özellikle verimli tarım topraklarının kaybına, ayrıca hava kirliliğine neden oluyor. Anız yakılmaması konusunda yasaklar var, etkisi mutlaka vardır. Ama toprak ana dediğimiz varlığın milyonlarca mikroorganizmadan oluşan canlı varlık olduğunu bilimsel olarak öğretmeliyiz. Aksi takdirde insanoğlundan tanımadığı bilmediği şeye sahip çıkması onu savunması ve koruması beklenmemelidir. Trakya da sivil toplum örgütleri, yıllardır bölge sorunlarıyla ilgili birçok eylem ve faaliyetler yapmakta en azından yurttaşlık görevlerini yerine getirmeye çalışmaktadırlar. Aynı şeyi, yöneten taraf için söyleyebilmek mümkün değildir.

Yönetimden sorumlu hükümetlerin bu konuda yeterli projeler üretemediğini gözlemliyoruz. Çözüm konusunda mutlaka samimi olunmalıdır. Özellikle; Illerde ki çevre, sağlık ve benzeri yetkilerde ki müdürlüklerin doğal varlıklarımız konusunda dürüst ve hukuka uygun davranmaları kesinlikle denetlenmelidir.” Kaynak : http://www.gazetetrakya.com/haberler-oku.php?id=369131

Potasyumlu Gübre, Kivi Verimini Arttırıyor

Ordu Üniversitesi (ODÜ) Toprak Bölümü Öğretim Üyesi Doç. Dr. Ceyhan Tarakçıoğlu, azotlu ve potasyumlu gübrelerin kivi bitkisinin verimini artırdığını söyledi. Ordu’da üretici bahçelerinde artan düzeylerde uygulanan azotlu ve potasyumlu gübrelerin kivide verim ile yaprakların potasyum içeriklerinin mevsimsel değişimini incelenmeye yönelik çalışma sonuçları belli oldu.

Ordu yöresinde yapılan ve 2 yıl süren çalışmada, artan düzeylerde uygulanan azotlu ve potasyumlu gübrelemenin kivi bitkisinin verimini artırdığı tespit edildi. Yaprakların potasyum içeriklerinde yıldan yıla farklılık gösterdiğinin gözlendiği çalışmada, özellikle potasyumlu gübre dozlarının yetersiz olabileceği ve gübre dozlarının artırılarak verime etkisinin belirlenmesine yönelik çalışmaların yapılması gerektiğini ortaya çıktı.
Yapılan araştırmalarda meyve kalitesini etkileyen en önemli faktörün potasyum ihtiyacı ile ilişkili olduğu belirten Doç. Dr. Ceyhan Tarakçıoğlu, potasyumlu gübreleme ile meyve iriliğinin bir miktar artırılabildiği kaydetti. Denemenin 2. yılında artan potasyumlu gübre uygulamasına bağlı olarak yaprakların potasyum içerikleri arasında belirgin bir fark gözlendiğini ifade eden Doç. Dr. Tarakçıoğlu, “İlk yıldan farklı olarak üçüncü örnekleme zamanından sonra yaprakların potasyum içeriklerinde azalma tespit
edilmiştir” diye konuştu.
Kivi bitkisinde hem meyveli hem de meyvesiz dallar üzerinde araştırmalar yaptıklarını anlatan Doç. Dr. Ceyhan Tarakçı, çalışmalar hakkında şu bilgileri verdi:
“İlk yıl kivi bitkisi yapraklarının mevsimsel potasyum içerikleri incelendiğinde uygulamalara bağlı olarak belirgin bir değişim gözlenmiştir. Genelde meyve tutum döneminden sonra bir azalma gözlenmiş ve son örnekleme zamanında en düşük seviyelerde seyretmiştir. Her bir uygulama sonucunda yaprakların potasyum içerikleri, yeterlilik sınır değerinin altında tespit edilmiştir. Kivide meyveli ve meyvesiz dallar üzerindeki yaprakların, meyve tutum sonrasında potasyum içeriklerinin azalma eğiliminde olduğunu ve
bu azalmanın meyveli yapraklarda daha belirginleştiğini görülmüştür. Kivi bitkisinde meyvesiz dallar üzerindeki yaprakların potasyum içeriklerinin daha yüksek olduğunu tespit edilmiştir.”

Sudana Hibe Tohumluk Buğday

TİGEM Dalaman Tarım İşletmesi yetkililerinden alınan bilgiye göre, Sudan Cumhuriyetine hibe edilen 5 bin ton tohumluk buğdayın 900 tonu, TİGEM’in Dalaman’daki tesislerinden kamyonlara yüklendi.
‘’Ziyabey-98” cinsi 900 ton tohumluk buğdayın, kamyonlarla Mersin Limanı’na oradan da gemiyle Sudan’a gönderileceği bildirildi.


Dalaman Tarım İşletmeleri Müdürlüğü yetkilileri, Sudan Cumhuriyeti’ne gönderilen tohumluk buğdayın, selektörlenerek fravite tablosundan geçirildiğini ve ilaçlandığını belirttiler. Yetkililer, sertifikasyon işlemleri yaptırılan buğdayın, birinci kalite verimli, çimlenme gücü ve safiyetinin yüzde 98 oranında yüksek olduğunun sertifika raporu ile belgelendiğini kaydettiler.
Tarım ve Köyişleri Bakanlığı ile Sudan Cumhuriyeti Tarım ve Ormancılık Bakanlığı arasında imzalanan protokol çerçevesinde Bakanlar Kurulu 2006′da, Tarım İşletmeleri Genel Müdürlüğü’nü, Sudan’a 5 bin ton tohumluk buğday hibe etmekle görevlendirmişti. Söz konusu tohumlukların 2 bin 200 tonluk kısmının Dalaman Tarım İşletmesinden, 2 bin 800 tonluk kısmının ise Hatay Tarım İşletmesinden karşılanması öngörülmüştü. Bu çerçevede ilk etapta Hatay Tarım İşletmesinden 1.800 ton Basribey-95 ve Dalaman Tarım İşletmesinden de 1.300 ton Ziyabey-98 buğday tohumu Eylül 2007′de Mersin Limanından Sudan’a gönderilmişti.

Kırmızı biber kolesterolü düşürüyor

Gaziantep Üniversitesi Tıp Fakültesi Biyokimya Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Necat Yılmaz, kırmızı biberin insan sağlığı üzerine etkilerini inceleyen çalışma yaptıklarını belirtti. Çalışma sonuçlarına göre; kırmızı biberin içerisinde bol miktarda bulunan ‘Kapsaisin’ maddesinin insan sağlığı üzerinde olumlu etkiye sahip olduğunu belirlediklerini ifade eden Yılmaz,

“Ağrı kesici ve iltihap çözücü etkisini P- maddesi, kanser önleyici etkisini ise içindeki kırmızı karotenoid maddesi sağlıyor. Ayrıca kırmızı biber kolesterol düşürücü, mide asidini düzenleyici ve mikrop öldürücü etkilere sahip. Kırmızı biber zayıflatıcı etki de gösteriyor” dedi. Kaynak : sabah

Tarım makinalarında güçbirliği başarısı

Tarım makinaları sektöründe güçbirliğinin, hangi başarıları getirdiğine en iyi örnek Genel Makine… 10 yıl önce 54 firmanın güçbirliği ile kurulan firma, ihracatta atakta.  Adana’da tarım makineleri imalatı yapan firmaların güçbirliği, her işletmeyi ihracatçı yaptı. 54 makine firması ve Adana Sanayi Odası’nın (ADASO) ortaklığıyla 1997′de kurulan Genel Makine Dış Ticaret A.Ş, hem ortaklarına hem de ortak olmayan şirketlere yurt dışından müşteri bularak ihracat yapmasına olanak sağlıyor. Müşterilerin talebine göre tasarım ve üretim yaptıran Genel Makine, Fransa, Irak, Almanya, İngiltere, Suriye, Uruguay, İtalya, KKTC, İsrali ve Romanya’ya yerli üretim makineleri gönderiyor.

2007′de 20 milyon dolarlık ihracat yaptıklarını söyleyen Genel Makine Genel Müdürü Ali Akbaş, “Biz yabancı ülkelerden aldığımız siparişi ortağımız ya da çalıştığımız şirkete yaptırıyoruz. Firmalar da sipariş aldıkları ürünlerle portföyünü geliştiriyor. İç piyasaya ürün vermiyoruz. Ancak; ortak olan firmalar tasarımını geliştirdikleri ürünleri Türk çiftçisine satabiliyorlar. Bu sayede daha önce Türkiye’de kullanılmayan, hatta bilinmeyen bir çok makine yerli sanayiye kazandırıldı. Ayrıca, batı ülkelerinden gelen talepleri karşılarken kalite standartlarını yüksek tuttukları için ürünlerin kalitesi de artıyor, bu da yerli tarım makineleri sektörüne uzun vadede ciddi bir katkı oluyor” dedi.

Ali Akbaş, Türk tarım makineleri sanayinin gelişmesiyle ilgili olarak yan sanayinin önemine dikkat çekti. Makine üreticisi firmaların yan kuruluşlarla çalışması gerektiğini vurgulayan Akbaş, şu görüşleri paylaştı: “Ana firmanın kullandığı hidrolik gibi, disk gibi parçaların, yan sanayi tarafından ekonomik olarak üretilmesi gerekiyor. Bunun için de sürümünün çok olması şart. Sürümü sağlayabileceğiniz pazar ise Türkiye değil. Dolayısıyla, yine ihracat yaparak sürümü sağlamak, üretim maliyetini düşürmek gerekiyor”

Kaynak:http://www.makinecininsesi.com/sektorel_gundem/30917.html

 

İzmir’de organik tarım kazandıracak

İzmir’de organik tarım kazandıracak
İzmir Büyükşehir Belediyesi, tarlalarda üretilen ürünlerde hiçbir kimyasal maddenin kullanılmaması ve kentin önemli içme suyu kaynaklarına sahip olan Tahtalı Havzası’nın kirletilmeden korunması amacıyla, Havza genelinde “organik tarım”ı yaygınlaştırmak için yoğun çalışmalarına devam ediyor.

KENAN TOKGÖZ / İZMİR
Bugüne kadar birçok üretici ile organik tarıma geçiş sözleşmesi imzalayan İzmir Büyükşehir Belediyesi Tarım, Park ve Bahçeler Daire Başkanlığı Tarımsal Yapı Şube Müdürlüğü, son olarak Ataköy’de 20 üreticiyle organik tarım “organik tarım” sözleşmesi imzaladı. Sözleşme imza töreninin öncesinde Büyükşehir Belediyesi görevlileri ve sertifikasyon kurumu Ekolojik Tarım Kontrol Organizasyonu (ETKO) yetkilileri tarafından üreticilere bilgi verildi.
Organik tarıma geçen üreticilere yönelik ücretsiz danışmanlık hizmetinin yanı sıra, ücretsiz fidan dağıtımı yapan ve toprak analizi gerçekleştiren, ayrıca organik ürünlere pazar bulmak için çeşitli girişimlerde bulunan İzmir Büyükşehir Belediyesi, üreticilerin de daha fazla kazanç sağlamasına kapı aralamış oluyor.

PAZAR BULMA DESTEĞİ

Tahtalı Havzası’nda organik tarıma geçen çiftçilerin ürünlerini satmak için alıcı bulma çalışmaları da yapılacak. Dikilen organik ürüne göre alıcının bulunacağını ya da bulunan alıcının isteğine göre organik ürün çeşidi dikileceğini söyleyen Büyükşehir Belediyesi yetkilileri, bulunan alıcılar ile çiftçiler arasında “organik ürün alım sözleşmesi” imzalanacağını ve köylülerin ürünlerinin bu yol ile satılacağını söylediler. Büyükşehir Belediyesi ayrıca, organik tarıma geçiş sürecinde köylülere teknik danışmanlık da yapacak ve “organik tarım sertifikası” almalarını destekleyecek.

 

Topraksız Tarım Projesi

Valilik tarafından Rize merkezde 5, Pazar, Fındıklı ve Ardeşen ilçelerinde birer adet olmak üzere başlatılan “Serada Topraksız Tarım” projesi meyvesini vermeye başladı.

p8150622.jpg

Ardeşen ilçesine bağlı Pirinçlik köyünde ikamet eden Alişan Çangal’ın bahçesinde 20 gün önce kurulan seradan olumlu sonuçlar alınmaya başlandı.

Ardeşen Kaymakamı Cemil Kılınç, beraberinde İlçe Tarım Müdürü Ferhat Çağlar ile Pirinçlik köyüne giderek seranın kurulduğu alanda bir incelemelerde bulundu. 

Kaymakam Kılınç, burada yaptıkları inceleme sonrası AA muhabirine bir açıklamada bulunarak, ucuz maliyetle yapılan seralarla bölgede yaşanan sebze sıkıntılarının giderileceğini söyledi.

Kılınç,”Bölgede hep yakınılan konu “Karadeniz de Sebzelerin pahalı olması” Nedeni ise Karadeniz bölgesinde sebze üretimi olmamasından dolayı bölge halkımız pahalı olarak sebze tüketmektedir. Bunun önüne geçmek, sebze üretimini daha da yaygınlaştırmak amacıyla Valiliğimiz tarafından başlatılan bu proje özellikle dar gelirli ailelere kendi şahsi ihtiyaçlarını çok fazla zahmet harcamadan karşılayacaklardır. Küçük mekanlarda kurulan seralar zamanla ailelere gelir getirecek düzeye gelecektir. Günde 15 dakikalık süre zarfında bitki köklerine verilecek solüsyonla bakımı yapmak mümkün olmaktadır.”

 Deneme amaçlı yapılan bu projenin 600 YTL’ ye mal olduğunu hatırlatan Kaymakam Cemil Kılınç,”Deneme üretimi yapılmak üzere Pirinçlik köyünde kurulan seradan olumlu sonuçlar almaktayız. Eğer,”ben bunun ticaretini yapmak istiyorum.” Diyenler için sera sayısını arttırabiliriz. Bu konuda gönüllü çiftçilerimize Kaymakamlık olarak maddi imkânları sağlayacağımızı vaat ediyoruz. Yeterki üreticilerimiz topraksız tarım üreteceğiz desinler. Benim avlumda yerim var diyen herkese bu imkânı sağlayacağız. Bunun sonucunda Ardeşen de sebze fiyatlarında önemli ölçüde düşüşler olacağına inanıyoruz.”dedi

kaymakam_sera.jpg

 Evlerinin önündeki bahçede kurulan seradaki sebzelere bebek gibi baktıklarını söyleyen Alişan Çangalın eşi Yadigâr Çangal, zahmetsiz olan bu projenin bütün ev hanımları tarafından yapılaması gerektiğini savundu.
Çangal,”Evimin çevresinde ektiğim ürünler sayesinde sebzeye para vermiyorum. Bu proje geldikten sonra ileride işin ticaretini de yapmayı düşünüyorum. Tarım alanı bakımından kısıtlı olan bölgemiz “topraksız tarım projesi” vazgeçilmezlerden biridir.” Diye ifadede bulundu.

HABER:Sabri ASLIŞEN /Ardeşen

Organik tarım balon mu?

Ekranlar ve sağlık sayfaları “Organik Gıda” haberlerinden geçilmiyor ama TÜBİTAK’ın yaptığı araştırma ortaya çarpıcı bir durum çıkardı.TÜBİTAK’ın sitesinde yayımlanan bir araştırmaya göre, ilaç ve kimyasallarla yetiştirilen gıdalara göre daha sağlıklı olduğu düşüncesiyle üç kat fazla para ödenen organik gıdaların, diğer gıdalardan üstünlüğünü ispatlayan bir veri bulunamadı.

TÜBİTAK’ın internet sitesinde yayımlanan bir araştırmaya göre, “En iyisi organik” iddiasını ispatlayan bir veri bulunmuyor. Araştırmada, birçok insanın böcek ilacı ve kimyasallarla yetiştirilen gıdalara göre daha sağlıklı ve besleyici olduğu düşüncesiyle organik gıdalara, normal gıdaların üç katından fazla para ödediği anımsatıldı.

Dr. Susanne Bügel ve Kopenhag Üniversitesi İnsan Beslenmesi Bölümü’nden çalışma arkadaşlarının araştırması, “en iyisi organik gıda” bulgusunu destekleyen net bir verinin bulunmadığını gösteriyor.

Araştırmaya konu olan çalışmada, denek hayvanlar iki mevsim boyunca üç farklı metotla yetiştirilen besinlerle beslenerek mineral ve eser miktarda bulunan elementlerin seviyesi incelendi. Çalışma havuç, lahana, bezelye, elma ve patates gibi birçok ailenin alışveriş listesinde yer alan ürünleri içerdi.

NASIL ARAŞTIRDILAR?

Birinci yetiştirme yönteminde sebzeler, lahana için organikliği onaylanmış böcek ilacı haricinde böcek ilacı bulundurmayan ve düşük miktarda yapı maddesi içeren hayvan gübresinde yetiştirildi.

İkinci yetiştirme yöntemi, düşük seviyede yapı maddesi içeren hayvan gübresi ve yasalarca izin verilen oranda böcek ilacı içerirken, üçüncü yöntemde ise yüksek oranda yapı maddesi içeren gübre ve yasalarca izin verilen oranda böcek ilacı kullanıldı.

Yem olarak kullanılacak ekinlerin ise komşu alanlarda aynı ya da benzer topraklarda, aynı dönemde yetiştirilerek aynı hava koşullarına maruz kalmaları sağlandı. Tüm ekinler aynı zamanda hasat edildi ve işlendi. Organik olarak yetiştirilen sebzelerde ise organik toprak kullanıldı.

Hasat sonrası sonuçlarda temel ve eser miktarda elementler bakımından üç farklı yöntemle yetiştirilen sebze ve meyveler arasında bir farklılık olmadığı görüldü.

TEMEL ELEMENTLERDE DEĞİŞİKLİK YOK

Daha sonra organik ve geleneksel metotla yetiştirilenler ürünler iki yıl süresince hayvanlara verilerek farklı mineral ve eser miktar elementlerin giriş ve çıkışları ölçüldü. Sonuçlar, “ürünler nasıl yetiştirilirse yetiştirilsin temel elementlerin seviyesinde bir değişiklik olmadığını” gösterdi.

Dr. Bügel konuyla ilgili olarak, “Beş ekin üzerinde çalışılan organik ve geleneksel yetiştirilme metotları arasında hiçbir sistematik farklılık tespit edilmedi. Başka bir deyişle çalışma, organik gıdaların geleneksel yöntemle yetiştirilen gıdalara göre daha yüksek seviyede temel element içerdiği görüşünü desteklemiyor” dedi.

Society of Chemical Industry (Kimya Endüstrisi Derneği) Biyolojik Kaynaklar Grubu Fahri Sekreteri Dr. Alan Baylis de zararlı otları, böcekleri ve hastalıkları kontrol etmek için kullanılan modern ekin koruma kimyasallarının detaylı testlere ve sıkı düzenlemelere tabi tutulduğunu belirterek, “Doğal ve suni gübre içeren topraklar arasında kimyasal olarak bir farklılık bulunmuyor. Organik ekinler genellikle verimliliği düşürüyor, bu gıdaları karşılayabilenler için onları tüketmek bir yaşam tarzı tercihidir” diye konuştu. Kaynak : Stargazetesi

GAP Eylem Planı`nın detayları belirleniyor

GAP Eylem Planı`nın detayları, 20 Ağustos`ta Diyarbakır`da gerçekleştirilecek İzleme ve Değerlendirme Konseyi Toplantısı`yla netleştirilecek.Toplantıda çıkan sonuca göre, 2012 yılı sonunda bitirilmesi hedeflenen planın çalışmaları başlayacak.Başbakan Recep Tayyip Erdoğan tarafından 27 Mayıs`ta açıklanan GAP Eylem Planı`nın uygulanacağı 9 ilde yapılacak İzleme ve Değerlendirme Konseyi Toplantısı`nın ilki 20 Ağustos Çarşamba günü Diyarbakır`da başlayacak.

Toplantıya, GAP Eylem Planı`nda belirtilen 12 bakanlık ve GAP İdaresi`nden gelecek temsilcilerin yanısıra vali, belediye başkanları, kaymakamlar, rektörler ve ticaret ve sanayi odası yetkilileri
katılacak. Toplantıda, özellikle sulama kanalları ve tarımsal eğitim konularının üzerinde duracak. Ayrıca alt yapı yatırımları, bölgede yapılacak çevre ve köy yolları ile kurumsal kapasitenin
geliştirilmesine yönelik çalışmaları ele alınacak.
Ticaret ve Sanayi Odası Başkanı Mehmet Kaya, toplantıda, 2012 yılı
sonuna kadar gerçekleştirilmesi planlanan projelerin tamamının
değerlendirileceğini söyledi. Toplantıda çıkacak sonucun GAP İdaresi
Başkanlığı`nca da GAP Yüksek Kurulu`na sunulacağını belirten Kaya, `GAP
Eylem Planı`nın 5 yıllık bir süreci kapsıyor. Plan ekonomik kalkınmanın
gerçekleştirilmesi, sosyal gelişimin sağlanması, alt yapının
geliştirilmesi ve kurumsal kapasitenin arttırılmasına yönelik konularda
73 başlıktan oluşuyor. 73 başlığın tamamının GAP Eylem Planı İzleme ve
Değerlendirme Konseyi Toplantısı`nda Diyarbakır ölçeğinde
değerlendirilecek` dedi.
Toplantıda, Diyarbakır`da hayata geçirilmesi gereken projeler tek
tek ele alınacağını ifade eden Kaya şöyle konuştu: `Bu projelerde hangi
aşamaya gelindiği ve daha başka neler yapılması gerektiği
değerlendirilecek. Bizim için son derece önemli bir toplantı.
Diyarbakır`ın cazibe merkezleri kapsamından daha fazla yararlanmasını
sağlayacak tarım ve hayvancılığa yönelik kırsal kalkınma yatırımları
ile istihdam ve sanayinin güçlendirilmesine yönelik projeler sunacağız.
Gerek oda olarak ve gerekse de kamu kuruluşları olarak hazırladığımız
projelerin bu toplantı sonrasında hayata geçirilmesi ile ilgili de
çabalarımız sürecek. GAP Eylem Planı, sivil toplum kuruluşlarının
görüşü dikkate alınarak hazırlandığı için tüm kesimlerce benimsendi.
GAP Eylem Planı`nda hayata geçirilmesi düşünülen diğer çalışmalarda da
sivil toplum kuruluşlarının görüşü alınarak ve bu tür toplantılara
ortak edilerek kararlar alındığı taktirde GAP Eylem Planı`nın başarıyla
hayata geçirileceğine inanıyoruz.`

2008-08-16 8 Sütun