Tarihe Göre Takvimden Ara

Mart 2009
Pts Sal Çar Per Cum Cts Paz
« Şub   Nis »
 1
2345678
9101112131415
16171819202122
23242526272829
3031  

Balıklıçeşme’de tarlalar boş, inekler kesime gönderildi

urasBerbere traşa gittiğimde çok şeyler öğrenirim. Otuz yıllık berberim Mehmet Demirkol saçımı kesti. Paramı ödedim. Kapıdan çıkarken, “Hocam, arkadaşım bizim beldeden yeni geldi. İsterseniz size oralarda olan biteni anlatsın” dedi. Bana İsmail Dinç’i tanıttı. İsmail Dinç, Çanakkale’nin Balıklıçeşme beldesinden.Balıklıçeşme Biga’ya 17 km. uzaklıkta 1.300 nüfuslu, bereketli toprakları olan yemyeşil bir belde. “Doksanüç Harbi” diye bilinen Osmanlı Rus Harbi’nde (1293/1877-78) Bulgaristan’dan göç edenlerin yerleştirildiği topraklar çok, hem de çok verimli.İsmail Dinç anlatıyor: “Tarım geliri ile geçinemeyince, beldedeki çok kişi gibi ben de İstanbul’a göç ettim. İstanbul’da taksilerde şoförlük yapıyorum. Miras yoluyla bana düşen 2 küçük tarlam var. Biri 10, diğeri 9 dönüm. Tarlaları her yıl kiraya veriyorum. Kiralayanlar çevredeki turşu ve salça fabrikaları için, biber ve domates yetiştiriyor. Geçen yıl her bir tarla için 2 bin TL kira almıştım. Bu yıl da kiralamak için beldeye gittim. Arandım. Kirayı düşürdüm. Fayda etmedi. Kimse tarla kiralamıyor. Geçen yıl kiralayanlar masrafı çıkaramamış. Bu yıl üretim yapmaktan vazgeçmişler. Onlar da İstanbul’a iş aramaya geleceklermiş. Uzun lafın kısası, bizim 2 tarla da bu yıl boş kalacak.”

Ürün para etmiyor Köyde hayvancılık yapılıp yapılmadığını sordum. Anlattı: “Ablamın 12 ineği vardı. Süt satardı. Fabrikaların adamları sütü toplardı. Süt fiyatları o kadar düştü ki, hayvanları yemlemek yıkım olmuş. Ablam 11 ineği kestirmiş. Şimdi tek bir ineği kalmış. Onun sütünü kendileri tüketiyor. Enişte bey de İstanbul’a iş aramaya gelecekmiş.”

Anlatılanlar yüreğime çöktü. Konuyu değiştirmek için, “Siz herhalde İstanbul’da hayatınızdan memnunsunuzdur”dedim. Cevapladı: “Ben başkalarının sahip olduğu taksi plakalı araçlarda şoförlük yaparım. Daha önce 12 saatlik kira için 90 TL ödüyordum.30 TL’lik mazot yakıyordum. Günde 50-100 TL para kazanıyordum. Şimdilerde taksi plakalı araç kirası 70 TL’ye düştü ama… Kira ve mazot parasını çıkarma imkanı yok. Metro, Metrobüs, kriz ve korsan taksiler piyasayı kuruttu. Şimdi ne iş yapabilirim diye etrafa bakınıyorum.” “İyi ya… En iyisi Balıklıçeşme’ye geri dönün. Boş kalan tarlalarınızı ekip biçersiniz” diyecek oldum. Boynunu büktü: “Hocam, ne ekeceğim? Kime satacağım? Balıklıçeşme’ye gidin, bakın. Başka yere göç edemeyenler kahvelerde oturuyor. Tarım ürünü para getirse onlar tarlaları boş bırakır mı? Tarım ürününü para etmez hale getirdiler…” diye cevapladı. Ege Cansen’in Milliyet Ekonomi’de bir söyleşisi yayınlandı. Ege Cansen diyor ki, “Tarımda istihdam azalıyor. Tarımdan kentlere doğru bir emek akımı oluyor. Sanayi ve hizmetler sektörü bu emeği istihdam edemiyor. Kırdan gelenler belki tarım sektöründe istihdam edilmiş değillerdi. Bir anlamda gizli işsiz, açık işsiz haline geliyor. Göçü önlemeliyiz Kalıcı çözüm için köyden kente göçü caydırmak lazım. Bunun da yöntemi tarımı desteklemektir. Köyde kalan açlığa mahkum olmasın. Tarıma sağlanacak bu desteğin faturasını da kent ödemeli. Yani kentten köye gelir transferi mekanizmaları kurulmalı.” Balıklıçeşme’de yaşayanlar, aile evinde oturuyor. İşi olmasa bile haneye giren gelir ile yaşamını sürdürüyor. Bahçesinde yetişen sebze ile tarlasında yetişen buğday ile karnını doyuruyor. Yetiştirdiği tavuğu kesip yiyor. Beslediği hayvanın sütünü içiyor. O süt ile yoğurdunu yağını yapıyor. İstanbul’a göç edince, her şey değişiyor. Kira ile ev bulmak zorunda. Kendi bahçesinde yetiştirdiği sebze ve meyveyi manavdan alıyor. Tavuğu, sütü, yoğurdu marketten alıyor. Ekmeği fırından alıyor. Açık anlatımıyla şu veya bu şekilde (kendi ölçüsünde) üretici iken hemen tüketici oluyor. İş bulamaz ise yaşamını sürdüremiyor. Perişan oluyor. Demek ki öncelikle tarıma önem vermemiz gerekiyor. Hele hele şu kriz döneminde tarımı hiç mi hiç ihmal etmememiz gerekiyor. Tarımda tarlaların, bahçelerin boş kalmamasını, süt veren ineklerin kesilmemesini sağlamak zorundayız. Bu “tarım romantizmi” değildir. Ekonomik zorunluluktur.

Kaynak: Milliyet Gazetesi

Bakan Eker’den Ceylanpınarlılar’a Söz…

Tarım ve Köyişleri Bakanı Mehmet Mehdi Eker, birlik, beraberlik, huzur ve güvenin, beraberinde ekonomik kalkınmayı getirdiğini söyledi.Mehmet Mehdi Eker, AK Parti Şanlıurfa Milletvekili Zülfikar İzol ve kimi partililerle geldiği Şanlıurfa’nın Ceylanpınar ilçesinde, partisinin Cumhuriyet Caddesi’ndeki seçim bürosu önünde vatandaşlara hitap etti.Yerel seçimlerde AK Parti’nin Ceylanpınar Belediyesi başkan adayı Hasan Ergün’e destek isteyen Eker, AK Parti Hükümetinin icraatlarını anlattı.

Ceylanpınar Tarım İşletmesi’nde sulu tarımın yaygınlaştırılması için yürütülen çalışmalara değinen ve işletmede şu anda 110 bin dekarlık alanda sulu tarım yapıldığını anlatan Eker, burada yapılacak çalışmalar ve açılacak yeni kuyularla 500 bin dekarlık alanda daha sulu tarıma geçileceğini bildirdi.

Böylece işletmede toplam 610 bin dekarlık alanda sulu tarım yapılacağını ifade eden Eker, ”Sulama eşittir, istihdamdır. Birlik, beraberlik, huzur ve güven de beraberinde ekonomik kalkınmayı getirir” diye konuştu.

AK Parti’nin ”çetecilerle sonuna dek mücadele edeceğini” belirten Eker, GAP Eylem Planı çerçevesinde 2012 yılına dek Viranşehir, Mardin, Kızıltepe ve Nusaybin Ovası’nın da GAP kapsamında sulu tarıma açılacağını kaydetti.

Eker, Suriye tarafıyla yapılacak görüşmelerle, Ceylanpınar Sınır Kapısı’nın açılması için de çaba sarfedeceklerini kaydetti.Vatandaşların Nevruz Bayramı’nı da kutlayan Eker, buradaki programının ardından Ceylanpınar Tarım İşletmesi’ne geçti. Eker, ilçedeki temaslarının ardından Diyarbakır’a hareket etti. Kaynak: cafesiyaset 

Kütlü pamuk destekleme primi…

aliekber_yildirim

Kütlü pamuk destekleme primi ilk kez pamuk ekiminden önce açıklandı. 2009 yılında sertifikalı tohum kullanarak kütlü pamuk üretecek çiftçilere kilogram başına 42 kuruş, sertifikasız tohumdan kütlü pamuk üretecek çiftçilere ise 35 kuruş destekleme primi ödenecek. Türkiye’de kütlü pamuk destekleme primi ilk kez 1993′te uygulandı. Bugün pamuk dahil tam 16 ürün destekleme primi(fark ödemesi) kapsamında. Yaklaşık 15 yıldan beri göreve gelen her hükümet, “destekleme primlerini ekimden önce açıklayacağız” diye söz verdi. AKP’ nin 6 yıllık iktidar dönemi de dahil hiçbir zaman primler ekimden önce açıklanmadı.Bu yıl ilk kez kütlü pamuk destekleme primi ekimden önce açıklandı. Diğer 15 ürüne ilişkin bir açıklama henüz yok.


Kütlü pamuk destekleme priminin ekimden önce açıklanması çok doğru ve alkışlanacak bir karar. Ancak, karar ile ilgili bir çok yanlış ve eksiklikler var.
1- Sadece kütlü pamuk destekleme priminin açıklanması tek başına bir anlam ifade etmiyor. Pamuğa alternatif olabilecek diğer ürünlere verilecek desteklerin de açıklanması gerekirdi. Avrupa Birliği her 7 yılda bir, Amerika Birleşik Devletleri ise 5 yılda bir destek vereceği ürünleri ve destek miktarlarını açıklıyor. Çiftçi hangi ürüne ne kadar destek verileceğini çok önceden bilerek üretime karar veriyor. Türkiye’nin de böyle bir uygulamaya geçmesi şart. Sadece kütlü pamuk primini açıklamak yeterli değil. Mısırın, ayçiçeğinin, buğdayın, kanolanın da destekleme primi açıklanırsa, çiftçi ona göre hangi ürünü ekeceğine karar verir.
2- Açıklanan destekleme priminin üretim maliyeti ile dünya fiyatı arasındaki fark kadar olması gerekirdi. Fakat, maliyetlerin ve dünya fiyatının dikkate alınmadığı anlaşılıyor. Pamuk üreticileri 2008 ürünü kütlü pamuk için 50 kuruş destekleme primi talep etmişlerdi. Prim miktarının düşük olması pamuk üretimini daha da azaltacaktır.
3- Açıklanan destekleme priminin ne zaman ödeneceği de açıklanmalıydı. Çiftçi üreteceği kütlü pamuğun primini ne zaman alacağını bilmeli ve ona göre üretim yapmalı. 2009 ürünü pamuğun primi 2010 sonunda ödenecekse erken açıklamanın hiçbir yararı olmaz.
4- Hükümet, açıklanan destekleme priminin sonradan değiştirilmeyeceğinin garantisini vermeli. Bilindiği gibi destekleme primleri son üç yıldır hemen hemen hiç artmadı. 2008 ürünü destekleme primleri 2007′ye göre sadece 1 kuruş artırıldı. Fakat üreticiye ödeme yapılmadan önce hükümet aldığı kararla primleri 3 kuruş düşürdü. 2008 ürünü kütlü pamuk için sertifikalı tohum kullananlara kilogram başına 36 kuruş, sertifikasız tohum kullananlara ise 30 kuruş destekleme primi açıklandı. Çiftçiye ödeme yapılmadan önce hükümet sertifikalı tohum kullananların alacağı destekleme primini 32.4 kuruşa, sertifikasız tohum kullananlara ödenecek primi ise 27 kuruşa düşürdü. Şimdi üretici haklı olarak 2009 ürünü için açıklanan destekleme prim miktarının ödemelere yakın bir zamanda düşürüleceğinden endişe duyuyor.
Çiftçiler, 2008 uygulamaları nedeniyle hükümetin, Tarım ve Köyişleri Bakanlığının kararına kuşku ile bakıyor. Ciddi bir güven sorunu var. Çiftçiler, bu endişelerinde haksız da değiller. Çünkü, 2009 ürünü destekleme priminin açıklanması ve sonrasında yaşanan gelişmeler bu kuşkuları güçlendiriyor.
2009 ürünü kütlü pamuk destekleme primi Tarımsal Destekleme ve Yönlendirme Kurulu’nun 6 Şubat 2009 tarih ve 2009/2 sayılı Kararı ile belirlendi. Bu karar, 38 gün sonra “ACELE” ibaresiyle Tarım ve Köyişleri Bakanlığı Tarımsal Üretim ve Geliştirme Genel Müdürü Ali Karaca’nın imzası ile Ulusal Pamuk Konseyi, Tariş, Çukobirlik, Antbirlik, Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği(TOBB) ve Türkiye Ziraat Odaları Birliği(TZOB)’ne ve Tarım İl Müdürlüklerine gönderildi.
Söz konusu yazının gönderilmesi Tarım ve Köyişleri Bakanlığında büyük bir krize neden oldu. Bakanlık Müsteşarı Vedat Mirmahmutoğulları Bakanlar Kurulu kararı olmadan, Resmi Gazete’ de yayınlanmadan Bakan adına böyle bir yazının gönderilmesine çok sert tepki gösterdi. Bunun üzerine Tarımsal Üretim ve Geliştirme Genel Müdürlüğü’nden pamuk ekiminin yaygın olduğu Tarım İl Müdürlükleri telefonla aranarak primle ilgili haberin fazla yayılmaması istendi.
Ekimden önce ve seçimden önce açıklanan destekleme primi hükümete prim kazandıracak bir karar olmasına rağmen Bakanlık, kararı gizlemeye çalışıyor. Haberin yayılmaması için çaba gösteriyor.
Tarımspor’un maçları bile günü gününe bakanlığın internet sitesinde yer alırken, çiftçiyi, tekstilciyi, ihracatçıyı hatta ithalatçıyı yakından ilgilendiren kütlü pamuk destekleme primi haberine yer verilmemesi dikkat çekici değil mi?
Özetle, Tarım ve Köyişleri Bakanlığı ilk kez doğru bir kararla kütlü pamuk destekleme primini pamuk ekiminden önce açıkladı, onu da yüzüne gözüne bulaştırdı.

Tarım Alanında Nükleer Teknoloji

Son 70 sene içinde üretilen 2,250 yeni çeşit tahıl, bitki köklerinin radyasyon ışınlaması ile DNA’larının değiştirilmesi sayesinde gerçekleştirildi.Bu teknolojiden en çok yararlanan ise dünyanın en kalabalık ülkesi olan Çin’di. 2002 itibari ile Çin’de üretilen tahılların %27’si nükleer teknoloji ürünüydü. Bu oran Hindistan’da %11,5, Rusya’da %9,3, Hollanda’da %7,8, ABD’de %5,8 ve Japonya’da %5,3’tü. Çiflik hayvanları üzerinde ise işaretlenmiş karbon-14 gibi izotopların kullanılması sayesinde hayvanların kullandığı besinin sindirim sisteminin hangi noktasında vücut dokusu ya da süte çevrildiği anlaşılabiliyor.

Diğer yandan, özellikle Afrika’da uzun seneler hayvan sürürelerini kırıp geçiren sığır vebasının tedavisinde radyoizotopların kullanılması ile tedavi edici aşılar geliştirildi. Son 40 senede bu aşıları kullanan 18 Afrika ülkesinden 16’sında sığır vebası ve diğer küçük-büyükbaş hayvan hastalığı ortadan kaldırıldı. Gamma ışınlaması ile sebze ve meyvelere zarar veren böcek ve sinekler ise büyük oranda ortadan kaldırıldı. Henüz 1981 senesinde bu yöntem ile Akdeniz meyve sineği dünya üzerinden silindi. 1991 senesinde bu gelişmenin Meksika ekonomisine katkısı tam 3 milyar dolardı.

Gıda zehirlenmeleri ve üretilen gıdaların tüketiciye ulaşamadan bozulması veya besin değerini yitirmesi sorununun önüne yine radyoaktif izotoplar sayesinde geçildi. 1999 senesinde ABD’de 5 bin insan bozulmuş gıda nedeniyle hayatını kaybederken, 30 milyon insan hastalanıyor ve 300 bin insan hastanelik oluyordu. Gamma ışınlaması sayesinde gıdalar üzerindeki patojenlerin bağları tamamen kırılarak gıdalar tam steril hale getirilmeye başlandı. Özellikle salmonella denilen ve soğan ve patates gibi bitkilerin üzerinde filizlenen patojenik mikro organizmaları yok edilmeye başlandı. Raf ömrünün ciddi oranda arttırılmasının yanında koli basili olarak bilinen Escherichia coli bakteri türleri ciddi oranda azaltıldı. Tüm bu steril işlemleri gıdaların şekil ve tadında hiçbir bozulma yaratmaz.

Tarım Alanındaki Kullanım Alanlarını Maddelersek:
– SIT-Steril Böcek Tekniği: Sinek fabrikalarında gamma ışınlamasına tabi tutulan erkek sinekler üreme özelliklerini yitiriyor ve steril/mikropsuz hale geliyorlar. Sineklerin yoğun olduğu dönemlerde doğaya salınan radyasyonlu sinekler dişilerle çiftleşse bile üreme gerçekleşmiyor. Bu şekilde özellikle meyvelere zarar veren sineklerin artışı önlenmiş oluyor.

– Gıda ürünlerinde, yetiştirilmiş ürünlerin bakteri ve mikroplardan, özellikle de Salmonella ve E.Coli gibi patojenlerden arınmalarında kimyasallar çok riskli olabilecekken, ışınlama yöntemi ile sebze ve meyvelere hiç zarar gelmediği gibi, gıdanın ömrü artıyor. Özellikle baharatlar üzerinde kullanılan irridation yöntemi ile üretim ciddi miktarda artıyor. Güney Afrika bu yöntem ile dünya birincisi iken, Etiyopya ve Madagaskar’da bu tekniği kullanıyor.

– Su havzalarından alınan su örneklerindeki izotopların incelenmesi ile suyun kökeni ve yaşı kolayca saptanabiliyor. Örneğin, Moyale, Etiyopya’da yapılan araştırmalarda, elde edilen suda hidrojenin bir izotopu olan tritiyum(3H) bulundu. Radyoaktif elementin nedeni ise 50’li ve 60’lı yıllarda gerçekleştirilen nükleer testlerdi. Diğer yandan, kimyada maddelerin yaşını tespit etmede kullanılan karbon-14 metodu uygulandığı zaman aynı suyun “6000 senelik temiz yağmur suyu” olduğu sanılmıştı…

– Suyun analizinde nükleer teknoloji çok önemli bir yer tutuyor. Bugün dünyada var olan ve 2 milyon insanın yararlandığı en büyük havza, Mısır’da yüzlerce km kare alan kaplayan Numidya Sandstone havzası, aynı zamanda 50 bin hektarlık alana yaşam veriyor. Ancak bugüne kadar gerçekçi bir analize tutulmamasından dolayı havzanın daha ne kadar kullanılabileceği bilinmiyor. Suyun ne kadar verimli ve ne amaçla kullanılabilir olduğu, arıtımdan geçip geçmemesi gerektiği gibi soruların cevabı yok.

– İzotop analizleri ayrıca toprakların sahip olduğu maden tuzu oranında önemli saptamalar yaparak bitkilerin hayatı ve gıda üretiminde büyük katkılar sağlayabiliyor. Mısır, Irak, İran, Fas, Myanmar, Pakistan, Suriye ve Tunus gibi ülkelerde IAEA ile yürütülen çalışmalarda tuza dayanıklı ağaç ve bitkilerin yaşam alanları ve verimlilikleri arttırılması üzerine çalışılıyor. Bu sayede, fazladan elde edilecek bitki örtüsü daha fazla gıda, kağıt ve biyogaz gibi kaynaklar sağlayabilecek.

– Seçilmiş ve kültür edilmiş toprak yumrusu bakterisi rhizobia’nın baklagillerin üretimini arttırdığı ve tahıl ürünlerindeki katı nitrojende gelişme sağladığı ortaya çıkarıldı. Zimbabwe, Kenya, Senegal, Tanzanya ve Zambiya’da IEAE’nin(Uluslar arası Atom Enerjisi Kurumu) yürüttüğü çalışmalarda çiftçiler için ticari gübreler yerine biyogübrelerin üretilmesi gerçekleştirildi. Bangladeş’te üretilen rhizobia biyogübreleri sayesinde mercimek, soya fasulyesi, nohut ve fıstık üretiminde %30-%70 oranında artış sağlandı. Bu yatırımların gübre ve tahıl ihracatı alanından ülkeye kazandırdığı getiri ise toplamda 29 milyon dolar. Nitrojen-15(N-15) izotopunun kullanılması ile biyogübre üretiminde doğru rhizobia bakterisi seçilmesi sağlanarak doğru üretim yapılabiliyor.

Rhizobia bitkilere enjekte edilen kök nodüllerinde bulunuyor ve bitki hücrelerinin oksijenli ortamda nitrojen gazını “nitrojen sabitlenmesi” adı verilen bir süreçle gübre olarak kullanılabilen bir forma sokmasını sağlıyor. Bu şekilde bitki kendi büyüme ve gelişimi için gübre sağlamış oluyor:

Resim – 1

– Kan ve sütteki projesteron miktarının arttırılması ile çiftlik hayvanlarının üretkenliği arttırılıyor. RIA yöntemi ile üretken hormonların ölçüleri saptanarak çiftlik hayvanlarının üretkenlik fizyolojileri arttırılıyor. Bu yöntemde ilk olarak uygulanan şey projesteron seviyelerinin ölçülmesi ile hayvanların ergenlik, doğum, üreme sorunları, çiftleşme dönemleri gibi her türlü fizyolojik basamakları bilinebiliyor. Tüm bu bilgiler ile hormon tedavileri, beslenme, gerekli yeşil alan, döllenme programları gibi şeyler belirleniyor. Peru’da işlenmiş toprak üzerinde gıda seviyesinin yükseltilmesi ile süt üretimi arttırılması bu uygulamalara bir örnek.

- Nükleer teknoloji mutasyonlar ve biyoteknoloji alanı ile bitkilerde üretim miktarı arttırılıyor. Bu teknikler ile Çin’de 33 milyon hektar alanda üretilen pirincin üretim miktarlarında ciddi artış sağlandı. Mutasyon teknikleri sitoplazmik steril erkek setlerinde kullanılarak melez tohum üretimi arttırıldı. 1995’de Çin’de IEAE ile yürütülen çalışmalarda yeni pirinç türleri(Zehfu) üretildiği gibi, Çinli bilim adamları dağlık alanlarda ve daha sert hava şartlarında yetiştirilmek üzere pirinç tohumlarını geliştirmeye başladılar.

– Batı Afrika’da ise, gama ışınlamasının uygulandığı Afrika pirinci(Oryza glaberrima) kırmızı çekirdekler yerine beyaz çekirdekler veren yeni bir çeşit üretilmesini sağladı. Suya olan ihtiyacı ve dayanıklılığı ne kadar fark ediyor çok net olmasa da, bu yeni çeşit piyasalarda iki katı fiyattan satılmaya başlandı. Yine Afrika’da sorgum üzerinde yapılan ışınlama çalışmaları ile üretim %30-%50 artış gösterdi. Son 30 senede bu çalışmalar tam 1800 yeni pirinç çeşidinin ortaya çıkmasını sağladı.

Vietnam Mucizesi
Savaşın ardından temel altyapı alanında büyük sorunlar çeken Vietnam 2005 senesinde yaşanan yetersiz gıda sorununu kesin olarak çözmeye karar verdi ve uluslar arası besin standartlarına erişmek için kişi başına günlük kalori tüketimini 2600-2700 kaloriye çıkarmaya yönelik çalışmalara başladı. 2010 sonuna doğru nüfusun 95-100 milyona ulaşması beklenen Vietnam’da sonuç olarak gıda üretimi, tahıl çeşitliliği ve kalitesi üzerinde ciddi çalışmalar yapıldı.

Pirinç Vietnam’daki enerji gereksiniminin %70’ini karşılarken, nüfusun %80’inin ana gıdası durumunda. Ülkedeki toplam ekilebilir alanın %82’sinde pirinç üretilirken, toplam tahıl üretiminin %85’ini pirinç oluşturuyor. Vietnam son senelerde gerçekleştirdiği üç temel değişim ile dünya pirinç ihracatında bir numara olmayı başardı. Önemli makroekonomik reformlara imza atan Vietnam, ticareti liberalleştirerek, tarım altyapısını geliştirmek için tüm yatırımları yaptı. Ülkenin pirinç kovası olarak gösterilen Mekong Nehri Havzası Vietnam pirinç üretiminin %50’sini karşıladığı gibi, ihracat edilen pirincin %90’ını üretiyor.

Bölgedeki toprak türü ağırlıklı olarak alüvyonlu ve asit sülfat, maden tuzu içeren arazilerden oluşuyordu. Vietnam bölgedeki her araziye uyumlu pirinç çeşidi üreterek araziden tam kapasite yararlanmasını başardı. Eski dönemlerde havadaki asit sülfat içeren araziler yüksek derecede asit ve toksin içerdiği için üretimi geçersiz kılıyordu. Diğer yandan, havzanın %20’lik kısmını kaplayan kıyı bölgeleri yüksek maden tuzu içerdiği için üretim çok düşük ve kalitesiz olarak gerçekleşiyordu. Ancak Uluslararası Atom Enerji Kurumunun(IAEA) yardımları ile havzadaki toprak türleri analize tabi tutuldu ve gerekli araştırmalar yapıldı.

Sadece 5 sene içinde yürütülen çalışmalar ile 1997 senesinde TNDB-100 ve 1999 senesinde THDB nükleer teknik uygulamarı faaliyete geçirildi. Sonucunda, Vietnam fazlasıyla karşıladığı pirinç ihtiyacı ile dünya ihracatında birinci sıraya yükseldi. TNDB-100 olarak geliştirilen pirinç çeşidi, 200 günlük olgunlaşma süresini 95-100 güne indiriyor. Bu süreç içinde gelişen tahılların asit sülfat içeren araziye dayanıklı hale gelmesi sağlandığı gibi, bitki hastalıkları ve böceklerine karşı tam direnç sağlanıyor. Bu yöntem ile asit sülfatlı arazilerdeki çiftçiler ekonomileri sarsılmadan dertlerinden kurtulurken, hektar başına üretimin 6-8 ton artması sağlandı.

TNDB-100 tekniği aynı zamanda genel tahıl üretimine oranla %10-20 daha az nitrojen gübre gerektiriyor. 1997 senesinde 41 bin hektar üzerinde başlayan çalışmalar 1998’de 112 bin hektarda, 1999’da 203 bin hektarlık alanda üretimin arttırılmasını sağladı.

Geliştirilen ikinci çeşit pirinç olan THDB, 210 günlük olgunlaşma süresini ortalama 130 günde tamamlıyor. Sadece asit sülfat değil, maden tuzu içeren arazilere ve böceklere dayanıklı hale geliyor. Derin su yatakları için geliştirilen bu pirinç türü, pirinç/balık ve pirinç/karides yetiştirilmesinde çok fayda sağlıyor. 1999’da 14,500 hektar üzerinde uygulanmaya başlayan THDB, 4 ton olan hektar başına üretimi 6-8 tona çıkartıyor. IAEA ile gerçekleştirilen çalışmalarda üretilen mutasyonlu bitki kökleri ile tarım alanında büyük bir atılım yapan Vietnam, bunun da ötesine geçerek Güney Vietnam Tarım Bilim Enstitüsünde dış ülkelerin spesifik arazi şartlarına göre ihtiyacı olduğu mutasyonlu tahıl üretiminde çalışmalara başladı.

Ayrıca hayvanların verimliliğinin geliştirilmesi için yapılan çalışmalarda, pirinç kalitesini yükseltmek için kurulan laboraturlarda binlerce mutasyona uğratılmış olan pirinç kökleri incelenebiliyor. Bu kapsamda IAEA pirinç kalitesi üzerinde eğitim vererek Vietnam’da kaliteli pirinç çeşitleri üretiminde zamanla uzmanlaşmış kadroların oluşturulmasında anahtar rol oynadı. Bugün dünya pirinç üretiminde birinci olan Vietnam, Asya’nın birçok bölgesindeki verimsiz topraklardaki üretimi arttırmak ve besin değerini yükseltmek için dünyaya mutasyonlu tahıllar üretmekle meşgul.

Sağlık ve Sanayi Alanında Nükleer Teknoloji

Tıp alanında kullanılan radyoaktif kimyasalların kullanılabilmesi için özel mühendislik ürünü materyaller aracılığı ile kimyasalların saklanması sağlanıyor. Radyoaktif maddelerle birleşmiş olan içeriklere sahip olan ve radiopharmaceuticals olarak bilinen bileşikler 90’ların sonlarından beri damardan enjekte, ağızdan alım ve soluma ile alınarak teşhis yöntemi olarak kullanılıyorlar. Bu şekilde nükleer tıp alınan radyoaktif bileşenin spesifik organların şekli ve işleyişi hakkında bilgisayar analizli görüntülenmesi sağlanıyor. Örnek olarak, kemik dokularının incelenmesinde kullanılan yarı kararlı teknesyum(tc)-99 ile işaretlemiş bir bileşik hastanın kemik yapısının görüntülenmesinde işe yarıyor. İyot-131 ya da iyot 123 organların düzgün çalışıp çalışmadığını kontrol edebiliyor.

Brachytherapy adı verilen ve vücudun radyoaktif elementler içeren kapsüllerin alınması ile tedavi edilmesi anlamına gelen tıp alanında, metrenin milyonda biri kadar olan yaklaşık 15 mikrometrelik kapsüller kullanılıyor.Kanser terapilerinde kullanulan ve belirli dozda radyoaktif element içeren kapsüller, elementin dokulara temasını tamamen önlüyor.

Resim – 2

Genetik alanında karbon-14, trityum ve fosfor 32 radyoaktif olarak işaretlenmiş nükleik asit üretmek için kullanılıyor. Ardından bu nükleik asitler DNA sekanslamasında jel ayırıcılar olarak kullanılıyor. Elde edilen ayırıcılar radyografide kullanılan radyoaktif emiciler olarak işe yarıyor. Bu şekilde laboratuar ortamlarında ekosistemden elde edilen radyoaktif emilimler ile koruma altına alınmış toprak ve su analizleri gibi birçok test yapılabiliyor.

Yüksek radyoaktivite seviyeleri ise steril bakteri, virüsler, bitkiler, hayvanlar ve hareşelerde genetik mutasyon yaratmak için kullanılabiliyor. Özellikle küçük biyolojik türler radyoaktif ışınları yaymaları açısından kullanılıyor. Örneğin çeçe sinekleri doğaya salınarak bitkilere zararlı türlerinin sayısını azaltmakta kullanılıyor. Düşük radyoaktivite içeren işaretleyiciler ise spesifik ve nesli tükenmekte olan hayvanların metabolizmalarını ve hareketlerini takip etmek için kullanılıyor. Tarım alanında böceklerin azaltılması, çeşitli yeni tür tahılların üretilmesi ve verimliliği yüksek gübre elde edilmesinin yanı sıra, trityum içeren radyasyon ile işaretlenmiş buharın toprağa enjekte edilmesi ile arsaların haritası çıkarılabiliyor. Bu tür uygulamalar arazilerin su, maden, doğalgaz ve çeşitli kaynakları hakkında bilgi verdiği gibi etkin kullanım açısından mühim rol oynuyor.

Lenf sistemi hastalıklarına giren ve hematolojik kanserler grubuna giren Non-Hodgkin Lypmhoma tedavisinde nükleer tıp tarafından üretlen akıllı ilaçlar sayesinde büyük ilerleme kaydedildi. 2001 senesinde 60 hasta üzerinde yapılan testte birçok kemoterapi yöntemine cevap vermeyen hastaların kan akışlarına akıllı ilaç enjekte edilmesi ardından %65’i tedaviye cevap verirken, %20’si(12 kişi) tamamen iyileşti. Tedavide ilaçlar hastalara verilerek, her birinin gerektiği kadar dozu alması sağlandı. 47 ay sonra tedavi tam olarak iyileşme sağlamasa da, hastaların normalden çok daha uzun süre hayatta kalmalarını sağladı.

Sanayi alanında korunaklı tutulan ve ya açıkta yer alan radyoaktif bileşenler üretim aşamasındaki kritik noktalarda akışların ve kaynak noktalarının kontrol edilmesine yaradığı gibi; kan, gıda ve medikal ürünlerde tam hijyen sağlıyor. Amerikyum-241 ve sezyum-137 binlerce metre derine inen sondajlarda kullanılan radyoaktif bileşenler. Radyoaktif detektörler ile elde edilen bilgiler deliklerden uzatılan araçlara bağlı olan kablolar ile yüzeye aktarılıyor. İyot-131 ise sıvı halde toprağa enjekte edilerek toprakaltındaki su ve petrol gibi kaynakların hareketini takip edebiliyor.

Sezyum-137 fabrikalarda kalite kontrol ve üretim sürecinde denetleyici olarak kullanılırken, amerikyum-241 ile birlikte toprak nemini ve asfalt yoğunluğunu ölçmekte de işe yarıyorlar. Panoramik ışın yayan radyoaktif materyaller ise kısa zamanda belli miktarda malzemenin steril edilmesinde kullanılıyor. Kobalt-60 ve sezyum-137 başta olmak üzere genelde 1 saatlik zaman diliminde 1 metrelik mesafede 5 Sievert(Sv), yani 500 rem radyasyon veriliyor ve gıdadan, medikal cihazlara, ahşaptan plastiğe kadar sayısız malzeme steril ediliyor. Bu yöntemi kullanan tesislerde radyoaktif materyal su havuzlarında tutuluyor.

Kaynak:

http://www.snm.org/

http://www.nrc.gov/

http://www.new-ag.info/

http://www.iaea.org/

http://findarticles.com/

 

Hayvancılık ile ilgili değişik ülkelerden video görüntüler

Automatic milking videosBrazilFranceNew Zealand

RussiaUSANew Dimensions in Dairy Development

Ucuz sucuğun etiketinde `dana eti` yazıyor ama…

sucuk

Son dönemde tavuk-hindi eti karışımlı sucuk, salam ve sosis gibi et ürünlerine ilgi artıyor. Bu ürünler, tümüyle dana etinden üretilenlere göre yüzde 50-60 daha ucuza satılıyor.Son dönemde tavuk-hindi eti karışımlı sucuk, salam ve sosis gibi et ürünlerine ilgi artıyor. Bu ürünler, tümüyle dana etinden üretilenlere göre yüzde 50-60 daha ucuza satılıyor. Karışım ürünlerin üzerinde genellikle `Yüzde 80 dana, yüzde 20 tavuk etinden imal edilmiştir` ibaresi bulunuyor. Merdivenaltı(kaçak) üretim yapan firmaların ise etikette yazılanların aksine tavuk-hindi eti oranını çok daha yüksek tuttuğu öne sürülüyor. Tüketicinin bu yolla kandırıldığını iddia eden bazı sektör temsilcileri, karışımlı sucuğun yasaklanmasını, bunun yerine ya tümüyle dana ya da tümüyle beyaz etli üretime izin verilmesini istiyor. Bazı şirketler ise düşük gelirli kesimlerin de sucuk-salam yiyebilmesi için karışımlı ürünlere ihtiyaç duyulduğunu ifade ediyor. Karışım etli ürünlerin sağlık açısından herhangi bir zararı yok. Türkiye`de resmi verilere göre yılda yaklaşık 70 bin ton sucuk satılıyor. Merdivenaltı üretim yapan firmalarla birlikte aslında sucuk tüketiminin çok daha fazla olduğu tahmin ediliyor. Tüketilen sucuğun yüzde 40`ını dana etli, yüzde 60`ını ise karışım ürünler oluşturuyor. Altınkaya Et ve Et Mamulleri Yönetim Kurulu Başkan Yardımcısı Cahit Altınkaya, karışım etli sucuğa sıcak bakmıyor. Altınkaya`ya göre sucuk ya yüzde 100 dana ya da yüzde 100 tavuk-hindi etinden üretilmeli. Cahit Altınkaya, merdivenaltı firmaların 3 liraya salam, sucuk, sosis sattığına dikkat çekerek, `Tüketicinin, kırmızı et 16 lira iken 3 liraya satılan sucuğu sorgulaması lazım.` diyor.

Kayarlar Grup Yönetim Kurulu Başkan Yardımcısı Faruk Kayar ise Tarım Bakanlığı`nı karışım et ürünleriyle ilgili yeterli denetim yapmamakla eleştiriyor. `5 bin 500 gıda denetmeniyle bu işin çok sağlıklı yürümeyeceği ortada.` diyen Kayar, Türkiye Süt, Et, Gıda Sanayicileri ve Üreticileri Birliği(SETBİR) olarak karışımlı ürünlerdeki oranlar konusunda tüketiciyi aldatan firmalara müsaade etmeyeceklerini aktarıyor. Tüketicinin sucuk alırken içerik bilgilerine dikkat etmesi gerektiğini vurgulayan Danet Et ve Et Ürünleri Genel Müdürü Said Uluçay da şu uyarıda bulunuyor: `Mukayese yapıldığı zaman piyasada bazen şaşırtıcı fiyatlar görülüyor. Üzerinde yüzde 90 dana eti yazan sucuğun fiyatı 5 lira. Tüketicinin, alırken bunu göz önünde bulundurması lazım.` Polonez Satış ve Pazarlama Müdürü Andaç Günsoy da karışımlı sucukların kaldırılmasından yana. Sucuk ve sosisin tek tip etten üretilmesi gerektiğini vurgulayan Günsoy, `Üretim yaparken daha az dana, daha fazla tavuk kullanabilir. Bunun belli bir düzene oturtulması lazım.` eleştirisini yapıyor.

`Karışıma da ihtiyaç var`

Aytaç Gıda Yatırım San. ve Tic. AŞ Genel Müdürü Murat Erdem ise karışımlı ürünlerin üretilmesinde herhangi bir sıkıntı olmadığını belirterek, `Önemli olan, bir ürünün hangi şartlarda üretildiğidir. Etiket bilgilerinin içeriğine uygun olup olmadığına bakılmalı.` açıklamasını yapıyor. Kendi beyaz et üretim tesislerindeki hammaddeyi kullandıklarını söyleyen Erdem, `Büyük ve kamuoyunda tanınan entegre tesislerde herhangi bir sorun yok. Problem, ne olduğu belli olmayan merdivenaltı üretimde.` uyarısında bulunuyor. Erdem, ülkenin ekonomik yapısı gereği daha ucuza satılabilen karışımlı sucuğa da ihtiyaç duyulduğunu kaydediyor.

Laboratuvarda bile anlaşılamıyor

`Merdivenaltı` yöntemle çalışan bazı sucuk-salam üreticilerinin etiketlerine `yüzde 80 dana eti kullanılmıştır` yazmasına rağmen kırmızı et oranını yüzde 20-30`a kadar düşürdüğü belirtiliyor. Söz konusu ürünlerin tadı ise fazla katılan baharatla dengeleniyor. Tek tip etten üretilmeyen sucuktaki karışım oranı tam olarak tespit edilemiyor. Türkiye`deki laboratuvarlarda karışım olduğu belirleniyor, fakat oranı ölçülemiyor. Bu yüzden tüketicilere et ürünlerini güvenilir markalardan ve mağazalardan almaları tavsiye ediliyor.

Tavuk üreticisinin umudu piknikçide

Uzun süredir maliyetinin altında satış yapan beyaz et sektörü, piknik mevsiminin gelmesiyle rahat nefes almaya başladı. Beyaz et kesimhane fiyatları, geçen ocak ayından beri yaklaşık 1 lira arttı. Bütün tavuğun marketteki fiyatı 7,5, budun 9,5, kanadın kilosu da 9 liraya çıktı. Beyaz Et Sanayicileri ve Damızlıkçılar Birliği Genel Sekreteri Yüce Canoler, 2007 Kasım ayından beri zararına çalışan sektörün son bir iki haftadır kâr etmeye başladığını söyledi. Canoler, `Kilosunu 3 lira 10 kuruşa mal ettiğimiz bir tavuğu 2 liraya sattığımız dönemler oldu. Nihayet fiyatlar şimdi 4 liranın üzerine çıktı.` dedi. Öte yandan kanatlı eti alanında entegre üretim yapan 7 firma, Avrupa Birliği(AB) Komisyonu Sağlık ve Tüketici Genel Müdürlüğü`nden işlenmiş kanatlı eti ihracatı için gerekli izinleri aldı. Bu firmalar 29 Mart tarihinden itibaren Avrupa ülkelerine ihracata başlayacak. AB`ye açılan ihracat kapısının sektörü hareketlendirmesi bekleniyor. Ayrıca önümüzdeki günlerde Rusya`dan bir heyet de Türkiye`ye gelecek `tavuk ihracatı` konusunda görüşmelerde bulunacak. Eğer anlaşma sağlanırsa bu ülkeye de kanatlı eti ihracatı yapılacak. Türkiye, tavuk eti üretiminde dünya on yedincisi. Sektör, 2008 yılında 87 milyon dolarlık ihracat gerçekleştirdi. 2009-03-24 Star

ATO Başkanından Toptan`a 63 maddelik paket

Ankara Ticaret Odası 63 maddelik kriz paketi önerisi hazırladı. ATO Başkanı Sinan Aygün, TBMM Başkanı Köksal Toptan`ı ziyaretinde, `Küresel Kriz ve Önerilerimiz` başlıklı paketi sundu. Aygün, 11 Mart tarihinde de Başbakan Recep Tayyip Erdoğan`a söz konusu önerileri içeren bir mektup gönderdi. Aygün, dün Meclis Başkanı`na sunduğu paket önerisinde, Başbakan Erdoğan`ın kısa bir süre önce açıkladığı “4. Ekonomik Tedbirler Paketi“nde yer alan bazı maddeleri ise revize etti.  Paket önerisinde, öncelikle bütün tarafların katıldığı bir “Toplumsal Mutabakat“ istendi. Ekonomik ve sosyal sorunlar ile bunlara yönelik çözümlerin ilgili kesimlerin görüş ve önerileri de alınarak, karar sürecine demokratik katılımlarının sağlanması istenen pakette, bu uygulamanın, hem sorunların bizzat ilgili kesimlerin katılımıyla tespitini hem de çözüm konusunda gönüllü yaklaşım ve desteği beraberinde getireceğine dikkat çekildi.

Geniş toplumsal kesimlerin destek ve mutabakatını almamış programların uygulanma ve başarı şansının zayıf olduğu vurgulanan pakette, Ekonomi ve Sosyal Konsey`in derhal toplantıya çağrılarak, tüm tarafların katılımıyla bir hafta kesintisiz toplantılarla tüm ekonomi ve sosyal sorunların masaya yatırılması istendi. Çözüm için ortak akıl, ortak yaklaşım sağlanarak, çözüm kararlarının takvime bağlanması gerektiği vurgulanan pakette, tüm taraflarla bir “Toplumsal Mutabakat“ metni imzalanması ve bunun da kamuoyu önünde açıklanması gerektiği vurgulandı.

“PİYASALAR İÇİN ACİL EYLEM PLANI“

Pakette, piyasanın canlandırılmasına yönelik olarak bir “Acil Eylem Planı“ ortaya konulması istenirken, plan kapsamında mali politikalarda bir miktar gevşemeye izin verilerek, piyasaya canlılık sağlayabilecek alanlardaki kamu harcamalarının artırılmasının gerekliliğine değinildi.

Tüketim ve yatırımı engelleyen vergi ve benzeri düzenlemelerin gözden geçirilerek, başta inşaat, otomotiv, dayanıklı tüketim malları olmak üzere vergi indirimi yapılabilecek alanların belirlenmesi gerektiği de belirtilen pakette, özel sektörün büyümeye yeniden katkıda bulunmasını sağlamak için acil tedbirler alınması ve bu tedbirlerin alım gücünü harekete geçirerek, piyasayı canlandıracak özellikle olmalarına dikkat edilmesi gerektiği kaydedildi.

Krizin reel sektörü oldukça sert bir şekilde etkilediği, bu etkinin özellikle talep daralması ve işsizlik şeklinde yaşandığı ifade edilen pakette, bu olumsuz etkiyi en aza indirmek için verimsiz alanlara yapılan kamu harcamalarının durdurularak üretimi teşvik edecek, verimliliği artıracak alt yapı yatırımlarına aktarılması gerektiği belirtildi.

Pakette yer alan önerilerden bazıları şöyle sıralanıyor:

– Kamu sektörü uzun yıllardır ihmal ettiği enerji ve demiryolu gibi altyapı yatırımlarına bu dönemde hız vererek yapacağı harcamayla talebin artmasına ve işsizliğin azalmasına katkı sağlanabilir. Enerji alanında bu dönemde yapılacak yatırımlar enerji maliyetlerinin azaltılmasına da yardımcı olacaktır.

– Türkiye`deki istihdamın yüzde 80`ini, işletmelerin yüzde 99`unu oluşturan küçük ve orta boy işletmeler(KOBİ) sağlamaktadır. Bankaların, küçük işletmelere kredi kullandırırken dikkate aldıkları kimi katı kuralların yumuşatılması için bankalar yasasında gerekli değişiklikler yapılmalıdır.

– Üretim ve istihdam sağladığı halde kriz nedeniyle güç duruma düşecek şirketlerin bir “İlkyardım Havuzu“nda toplanmasını sağlayacak yasal düzenlemeler, gerektiğinde kullanılmak üzere şimdiden yapılmalıdır. Bu havuza alınacak şirketlerin, kamu kaynaklarından sağlanacak kredilerle yeniden üretim ve istihdamı sürdürür hale getirilmelidir.

“BANKALAR DİSİPLİNE EDİLMELİ“

– Bankaların esnafa, tüccara, işadamına yönelik olarak başvurduğu “kredi vermeme, kredileri vadesinden önce geri çağırma, çekini vadesini beklemeden tahsil etme“ gibi piyasayı daraltıcı uygulamalarının önüne geçilecek yasal düzenlemeler yapılmalıdır.

– Kamu bankalarının, topladıkları fonları Hazine iç borçlanma kağıtlarına yatırmak yerine, ticari kredilerle piyasaya girmeleri sağlanmalıdır.

– Kamu bankalarının portföyünde çok yüksek miktarda Devlet İç Borçlanma Kâğıdı bulunmaktadır. Bu kâğıtların yaklaşık 65 milyar liralık kısmı vadeye kadar elde tutulması gereken kâğıtlardan oluşuyor. Merkez Bankası 2001 krizinde olduğu gibi bu kâğıtların bir kısmını satın alarak piyasanın likidite ihtiyacını karşılamalıdır. Merkez Bankasının kamu bankalarına bu yolla sağladığı kaynak bu bankalar tarafından reel sektöre ucuz kredi olarak kullandırılmalıdır.

– Halk Bankasının özelleştirilmesinden kesin olarak vazgeçilmelidir.

– Merkez Bankası kısa vadeli faizleri indirdiği halde bankaların kredi faizlerinde düşüş yaşanmamakta, aksine artışlar olmaktadır. Kredi maliyetlerini azaltabilmek için hiç olmazsa aracılık maliyetleri azaltılmalıdır. Ticari banka kredileri üzerindeki yüzde 5 oranındaki Banka Sigorta Muameleleri Vergisi ve yüzde 3 oranındaki Kaynak Kullanımı Fonu kesintisi kaldırılmalıdır.

– Ticari kredilerde de tüketici kredilerinde olduğu gibi sabit vade ve sabit faiz uygulamasına gidilmeli. İşletmeler kriz dönemlerinde bankaların insafına bırakılmamalıdır.

– Kredi kanalını açık tutabilmek için devletin bir kredi garanti fonu oluşturmasında yarar bulunmaktadır. Fon, istihdam sağlayan, ihracat yapan işletmelerin bankalardan kullandığı kredilere garanti verebilir.

– Bankacılık sektörünü yeni kredi açmaktan alıkoyan, kredileri zamanından önce geri çağırmaya, ek teminat istemeye zorlayan yasal kısıtlamalar en azından kriz dönemi için askıya alınmalıdır.

“DEVLET ÖZEL SEKTÖRE OLAN BORÇLARINI ÖDEMELİ“

– Piyasalardaki durgunluğun bir önemli nedeni de özel sektörün kamudan olan birikmiş alacaklarıdır. Resmi kuruluşlara iş yapan, hizmet üreten tedarikçi ve diğer özel sektör kuruluşlarının hak edişleri mutlaka zamanında ödenmelidir.

– Devlet özel sektöre olan birikmiş borçlarını ödemeli ve firmaların devlete olan borçları ve alacakları arasında mahsuplaşmaya gidilmeli. Kamunun borcunu ödeyemediği durumda ise alacakların özel kamu bankalarına temlik edilerek başka bir teminat göstermeksizin kredi kullanma olanağı tanınmalıdır.

– Ekonomideki belirsizliğin artması ve güven kaybı yatırımların bıçak gibi kesilmesine yol açtı. Yatırımların yeniden özendirilmesi gerekiyor. Bu nedenle yeni yatırımları cezalandırıcı etki yapan uygulamalardan vazgeçilerek kurumlar vergisi muafiyeti yeniden uygulamaya konulmalıdır.

– Yatırımları teşvik amacıyla arsa, bina, makine ve teçhizat yatırımlarında KDV oranı 2009 yılı için yüzde 1`e indirilmelidir.

– Finansal kiralama (leasing) işlemlerinde de KDV eskiden olduğu gibi yeniden yüzde 1 olarak uygulanmalıdır.

“ÜRETİM MALİYETLERİ AZALTILMALI“

– Doğal gaz, elektrik ve diğer yakıtların fiyatlarında yapılacak indirimler maliyetleri azaltarak üretimdeki sert düşüşü frenleyebilir.

– İşyerlerinin kullandığı elektrik ve doğal gaz üzerindeki vergi yükü azaltılmalı ve elektrikten TRT payı kaldırılmalıdır.

– Sanayide enerji kullanımı arttıkça, artan orana göre dilimler halinde vergi indirimi sağlanmalıdır. Örneğin; elektrik kullanımı yüzde 25 arttığında enerji fiyatlarının içindeki vergi ve fonlardan da aynı oranda indirim yapılmalıdır. Bu uygulama devletin vergi gelirlerinde düşme değil enerji kullanımındaki yükselişe paralel olarak artış sağlayacaktır.

– İşletmeler üzerinde ciddi yük oluşturan, kıdem tazminatı, sosyal güvenlik pirimi gibi kalemler bir kez daha gözden geçirilmelidir. Sigorta primleri ve ücretlerden alınan gelir vergisi hiç olmazsa belli bir süre için 5-10 puan aşağıya çekilmelidir. SSK primi işveren payının yarısı altı ay süreyle İşsizlik Sigortası Fonu`ndan karşılanmalıdır.

– Yasal olarak 2009 yılında ödenmesi gereken tüm peşin vergiler ertelenerek, 2010 yılında beyan edilerek ödenmesi sağlanmalıdır.

– İşyerlerine artan istihdam için artan miktarla orantılı dilimler halinde vergi ve SSK prim indirimi sağlanmalıdır.

“İHRACATA OLAĞANÜSTÜ DESTEKLER SAĞLANMALI“

– Türkiye`nin en fazla ihracat yaptığı Avrupa Birliği ülkelerinde yaşanan ekonomik daralma göz önüne alındığında, ihracat için yeni pazarlar bulmak önemli hale gelmektedir. Bu nedenle firmalara “Yeni Pazar Bulma“ desteği verilmelidir. İhracat destekleri artırılmalıdır.

– İhracat geliri azalan ve dış borcu olan firmaların zor duruma düşmemeleri için Hazine destekli yeni Eximbank kredileri özel şartlarla verilmelidir.

– Türkiye ve AB arasındaki Gümrük Birliği anlaşmasının 61. maddesi işletilerek, krizden etkilenen sektörler koruma altına alınmalıdır.

“REEL SEKTÖRÜN BORCU YENİDEN YAPILANDIRILMALI“

– Reel sektör çok yüksek bir döviz borçluluğu içinde bu krize yakalandı. Sektörün dış borcunun yanı sıra Türkiye`deki bankalara da önemli miktarda döviz ve dövize endeksli borcu bulunuyor. Reel sektörde geçici bir zaman dilimi için temerrüde düşme riskini taşıyan döviz ve dövize endeksli kredi borçlularına vade uzatımı ve yeniden yapılandırma olanağı tanınmalıdır.

– Döviz kurlarında yaşanan artışa rağmen dış talep yetersizliği nedeniyle ihracat artamamakta aksine yüksek oranlarda azalmaktadır. Döviz kurlarında yaşanan artış yüksek düzeyde dış borcu ve içerde bankalara döviz borcu bulunan şirketleri borç geri ödemeleri konusunda önümüzdeki aylarda oldukça zor durumda bırakacak. Böyle bir gelişme sadece şirketler kesimini değil, sorunlu kredilerin artması nedeniyle bankacılık sektörünü de yeni bir darboğaza sokacaktır. Bu nedenle Merkez Bankasının Türk parasının hızlı değer kaybına artık etkin bir şekilde müdahale etmesi kaçınılmazdır.

“İŞSİZLİK AYLIĞI 12 AYA ÇIKARILSIN“
– 6. Zora giren şirketlerin işçi çıkarmalarının önüne geçebilmek amacıyla İşsizlik Sigortası Fonu`ndan belli koşullarda ve sürelerde yararlanılması için gerekli düzenlemeler yapılmalıdır. İşçi çıkarılması kaçınılmaz olan şirketler açısından da kıdem tazminatları İşsizlik Fonu`ndan ayrılacak karşılıklarla oluşturulacak bir “Borç Fonu“ aracılığıyla ödenmelidir.
– İşsizliğin arttığı bu dönemde sosyal sorunlara yol açmamak için işsizlik sigortası etkin bir şekilde kullanılmalı. Halen, sigortalı işsiz, son 3 yıl içinde en az 600 gün çalışmışsa 6 ay, 900 gün çalışmışsa 8 ay,1080 gün çalışmışsa 10 ay süreyle “işsizlik aylığı“ almaktadır. Ekonomik krizin giderek derinleştiği, işyerlerinin kapandığı veya üretimi kısmak zorunda kaldığı, buna bağlı olarak sürekli işçi çıkartıldığı günümüz ortamında, iş bulmanın da güçlüğü dikkate alınarak, işsizlik aylığı ödemede süresi en az 12 aya çıkarılmalıdır.
– İşsizlik Sigortası Fonunda 39,1 milyar lira bulunuyor. İşsizlere ödenen aylık ise son derece düşüktür. Asgari ücretin, insanın insanca yaşaması için, ona ödenmesi gereken en az ücret tutarı olduğu dikkate alınırsa, ödenen 266 lira aylığı anlamak mümkün değil. İşsiz vatandaş, 266 lira ile ev kendisinin olsa dahi elektrik, su, doğal gaz ve yakıt giderlerini bile karşılayamaz. Bu nedenle işsizlik ödeneğinin tutarı en az asgari ücret düzeyine çıkarılmalı.
“TARIM SEKTÖRÜ DESTEKLENMELİ“
– Tarım sektöründeki aşınmanın önüne geçilmelidir. Tarım sektörüne yönelik yeni bir teşvik sistemi oluşturarak verimliliği öne çıkaran bir işletme yapısı oluşturulmalıdır. Bu tür bir yapılanmanın oluşturulması kentsel alana yönelen göçü de azaltacaktır.
– Ürün borsaları geliştirilmeli bu yolla ürünün gerçek fiyatından satılması sağlanarak kayıt dışı alışverişler de önlenmelidir.
– Ziraat Bankasının özelleştirilmesinden vazgeçilerek çiftçiyi ve kooperatifleri destekleyen bir banka haline getirilmelidir.
– Çiftçinin traktör için kullandığı mazot, sulu tarımda kullanılan elektrik ve gübre fiyatları dünya fiyatlarına çekilmelidir.
“150 METREKAREYİ AŞAN EVLERDE AŞAMALI KDV UYGULANSIN“
– İnşaat firmalarının sattıkları konutun net alanı 150 metre kareyi aşması halinde alınan katma değer vergisinin (KDV) yüzde 18`den yüzde 8`e indirilmesi sektörü canlandıracak bir adım olmaktan uzaktır. İnşaat firmalarının sattıkları konutlarda net alana göre aşamalı bir KDV uygulanması bu adaletsizliği önleyebilir. Konutun net 150 metrekareyi aşan kısım için (örneğin konut 170 metrekare ise 20 metrekareye düşen kısım için) yüzde 8 KDV uygulanmalıdır.
– Yeni bir konut seferberliği yasasına ihtiyaç vardır. Bu anlamda konut kredisi faiz ödemelerinin gelir vergisinden düşürülebilmesine olanak sağlanmalıdır.
– Şu anda konutta alıcı için binde 15, satıcı için de binde 15 olan tapu harcının da alıcı ve satıcı yönünden binde 5`e düşürülmesi bir başka önlem olabilir.
– Otomobil ve dayanıklı tüketim mallarına olan talebi artırmak da ekonomide kısa sürede bir canlılığa yol açabilmek için hükümetimiz üç aylık bir süreyle sınırlı olarak özel tüketim vergisi (ÖTV) indirimine gitti. İndirimin üç ayla sınırlandırılması stoklardaki malların eritilmesini sağlayabilir, uygulamanın üretimi de teşvik edebilmesi için süresinin 6 aya çıkarılması daha yararlı olacaktır.
– Vadeli satışlarda KDV yükünün finansmanı için çözüm bulunmalıdır.
– Kamu alımlarında yerli malı kullanımının özendirilmesi, üretimi ve piyasayı canlandıracak bir unsur olarak kullanılmalıdır.
“TÜKETİCİYE `HARCAMA ÇEKİ` DESTEĞİ“
– Türkiye`deki iç talep yetersizliğinin önemli bir nedeni de geniş kitlelerin satın alma gücünün düşük olmasıdır. Geniş bir kesimin geliri açlık ve yoksulluk sınırının altında bulunmaktadır. İç talepteki daralmanın önemli bir nedeni de bu düşük alım gücüdür. Kriz döneminde bu kesime devletin “harcama çeki“ ve benzeri yöntemlerle kaynak aktarımında bulunması piyasadaki durgunluğu bir ölçüde önleyebilir.
– Türkiye`de hanehalkları ortalama olarak diğer gelişmiş ülkelere göre daha az borçlu olmalarına rağmen konut ve bireysel ihtiyaç kredileri ile kredi kartı borçları nedeniyle risk altındadır. Bireylerin borç yükünü hafifletmek için bazı düzenlemeler yapılmalıdır. Bu amaçla tüketici kredisi borcunu ödeyemeyen tüketiciler için “borç yeniden yapılandırılmasına“ gidilmelidir.
– Kredi kartı borçlarını ödeyemeyen vatandaşların sayısı ve ödenmeyen borç miktarı her geçen gün artmaktadır. Kredi kartlarındaki faizlerin yüksekliği nedeniyle borçlarını ödeyemeyen 1 milyon kişi Merkez Bankasının kara listesine alınmıştır ve icra takibine uğramıştır. Bankaların haksız ve keyfi uygulamaları neticesinde mağdur olan tüketicilerin, mağduriyeti yasal düzenlemelerle mutlaka önlenmelidir.

2009-03-24 Haber7

Ziraat Bankası`ndan ezber bozan paket

Ziraat Bankası toplam değeri yaklaşık 7 milyar TL olan `Ödeme Kolaylığı Paketi` ile `Bahar Paketi` açıkladı. Ödeme Kolaylığı Paketi ile tarımsal, bireysel ve ticari kredilerin…7 milyar TL`lik iki paket açıyor. Ödeme Kolaylığı Paketi ile tarımsal, bireysel ve ticari kredilerin vadesi uzatılacak. Ayrıca kredi kartlarında da taksitli ödeme imkanı getiren paket, bankaya gecikmiş kredi kartı borcu olan müşterilere 2 yıla kadar vadeli eşit taksitli kredi kullandırılarak, kart borçlarının daha uygun faiz ve koşullarda ödenmesi imkanı sağlayacak. Bahar Paketi ile ise bireysel kredilerin faizleri düşürüldü. Tüketiciler, bireysel kredileri vadeye göre faizleri yüzde 0.99 ile yüzde 1.49 arasında değişen oranlarda kullanabilecek. Kaynak : Rotahaber

AB`ye tavuk ihracatı 29 Mart`ta başlayacak

Türkiye`nin kanatlı eti ihracatı yapmak için yıllardır beklediği Avrupa Birliği kapısı sonunda açıldı. Tarım ve Köyişleri Bakanlığı`nın önerdiği kanatlı eti üreticisi 7 entegre firma, AB Komisyonu Sağlık ve Tüketici Genel Müdürlüğü DG-SANCO`dan işlenmiş kanatlı eti ihracatı için gerekli izinleri aldı.Bakanlığın garanti verdiği üretici firmaların AB`ye işlenmiş kanatlı eti ürünleri ihracatı 29 Mart`ta başlıyor. Türkiye`nin AB ülkelerine ihracat için 2003 yılından bu yana yoğun çalışmalar yürüttüğünü bildiren Beyaz Et Sanayicileri ve Damızlıkçılar Birliği(BESD-BİR) ve Sağlıklı Tavuk Bilgi Platformu(STBP) Başkanı Zuhal Daştan, `Uzun zamandır beklenen bu karardan dolayı son derece mutluyuz. Karar, kanatlı eti ürünleri ihracatında AB kapısının açıldığının habercisi` dedi.

Türkiye`nin tavuk eti üretiminde dünyada 17. sırada bulunduğunu ve ileri teknoloji ile donatılmış modern tesislerde kalite ve hijyen açısından dünya standartlarının üzerinde üretim yapıldığını kaydeden Daştan, şöyle devam etti: `AB Komisyonu, Eylül 2003`te yaptığı denetimlere istinaden, Türkiye`yi kanatlı hayvan ürünleri ithalatı yapılabilecek üçüncü grup ülkeler listesine almıştı. AB Kalıntı İzleme Komitesi heyeti ise 24 Ocak 2005`te ülkemize gelerek Tarım ve Köyişleri Bakanlığı`nın laboratuarlarında ve özel sektöre ait gıda üretim işletmelerinde incelemelerde bulunmuş ve bunun arkasından alınan kararla Türkiye, Kalıntı İzleme Programı Onaylanmış Üçüncü Ülkeler listesine dahil edilmişti. Bundan sonra ihracatın hukuki olarak başlayabilmesi için, denetimi yapan AB Gıda ve Veterinerlik Ofisi(FVO) heyetinin hazırladığı raporun AB Komisyonu Sağlık ve Tüketici Genel Müdürlüğü DG-SANCO tarafından onaylanması ve izin kararının AB Resmi Gazetesi`nde yayınlanması gerekiyordu. Türkiye olarak tüm bu süreçleri başarıyla aştık. 29 Mart itibariyle işlenmiş kanatlı eti ihracatına başlıyoruz.`

Türkiye beyaz et sektörünün ihracatı, 2008`de önceki yıla göre yüzde 100`e yakın artış kaydederek 87 milyon dolarlık rekor seviyeye ulaştı. En fazla ihracat, 25 milyon dolarlık tavukayağıyla Vietnam`a yapılırken, Irak`a yapılan tavuk eti ihracatı, 14 kat artışla 16 milyon 657 bin doları buldu.  2009-03-24 www.ihlassondakika.com

Paket çiftçilere, 4 milyar 200 milyon liralık destek getiriyor.

ziraat

 Çiftçilerin daha önce kullandıkları kredilerin vadesi, faizlerin ödenmesi kaydıyla uzatılıyor.Ziraat Bankası`nın açıkladığı paket; daha önce kredi kullanmış ancak ödeme zorluğu çeken çiftçilere yeni kolaylıklar getiriyor. Buna göre, Ziraat Bankası`ndan kullanılmış ve vadesi 2009`da dolan tarımsal kredilerin taksitleri; faizlerin tahsil edilmesi kaydıyla, 2010 yılına kadar uzatılıyor.Yeni paketle birlikte, tarım işletme kredisinin daha önce 11 ay olan vadesi 24 aya; yatırım kredisinin vadesi de 5 yıldan 7 yıla çıkarılıyor.Ziraat Bankası, ayrıca; konut, taşıt ve tüketici kredilerinde faiz oranlarını yeniden düzenledi. Tüketici kredilerinin faizi, yüzde 1 virgül 89`dan 0,99`a, konut kredilerinin faizi yüzde 1,49`dan 1,29`a, taşıt kredilerinde ise yüzde 1,75`ten 1,19`a düştü. Kaynak : TRT

 

Sayfa 1 → 212